Ahmet Sel Yazdır e-Posta

"İnsanların hikayeleriyle o toplumu anlatmaya çalışıyorum"

 

ahmet_sel

33 yıl boyunca Fransa ve Rusya'da gazetecilik yapan Ahmet Sel 1995-2000 yılları arasında Sipa Press fotoğraf ajansının Moskova bürosunu yönetti. Sel, Fransa'ya döndükten sonra Sipa Press'in genel yayın yönetmeni olarak görev yaptı. Belgesel fotoğrafçılık alanında çalışmaya devam eden Ahmet Sel'in fotoğrafları dünyaca ünlü dergi ve gazetelerde yayımlandı.

Kişileri yaşadıkları alanlarda fotoğraflayan Sel, toplumlardan seçtiği kişilerin portreleriyle o toplumun portresini çıkardığını belirtiyor. Çalıştığı serilerde fotoğraflarını kısa yazılarla betimliyor. “Fotoğrafların benim baktığım anlamda görülmesini, benim çektiğim anlamda değerlendirilmesini istiyorum” diyen Sel’in Demir Atanlar adlı serisi İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nde 15 Şubat - 8 Mart 2010 tarihinde sergileniyor.

 

Röportaj: Ömer Serkan Bakır

 

 

Fotoğraf Dergisi - Ahmet Sel fotoğrafa nasıl başladı, kendini basın fotoğrafçısı olarak ne zaman buldu?

Ahmet Sel - Ben 11 yaşındayken babam bana Kodak fotoğraf makinesi aldı ve onu kurcalayarak fotoğrafa başladım gibi bir mitolojim yok. Fotoğrafa çok geç başladım. Uzun yıllar televizyonda çalıştım, bir dönem televizyon programları sayesinde çok gezmeye başladım. Dünyanın her yerinde bulunuyordum. Yavaş yavaş yanımda fotoğraf makinesi götürdüm ve gittiğim yerlerde hem televizyon için işlerimi yapıyor hem de fotoğraf çekiyordum. Fransa’da yaşarken fotoğraflarımı SİPA ajansında değerlendirdim. 1995 senesinde fotoğraf ciddiyet kazandı ve hayatımı ona odakladım. O yıl SİPA Press’in Moskova’daki bürosunu açtım. Bu, Rusya’da açılan ilk özel ajanstı ve ilk olarak fotoğrafla ilgili telif haklarını da ben uygulamaya başlamıştım.

Son dönemlerde haber fotoğrafçılığını bıraktım. Kafa yapım artık buna müsait değil, yaşam biçimim de değişti. En önemlisi düşünce biçimim değişti. Olaylara daha çok seri gözüyle bakıyorum. Bu seriler 50-60 fotoğraftan oluşan, genellikle portre serileri. Ve onlarla birtakım hikayeler anlatmaya çalışıyorum. Bugünün insanının, bugünün toplumlarının ya da bıçak sırtında yaşayan toplumların öyküleri… bunları portre dizileri biçiminde, o toplumun portresini çıkartmaya çalışarak oluşturuyorum.

Şu anda serbest olarak çalışıyorum, hiçbir yere bağlı değilim. Kendi projelerim var, o projeleri geliştiriyorum. Bunların yanı sıra Fransa’da, Almanya’da, diğer Avrupa ülkelerinde öteden beri çalıştığım müşterilerim var, onlar da bana birtakım işler ısmarlıyorlar. Doğrudan doğruya kurumlar ile iletişimdeyim. Geçen dün bir Alman gazetesi için iş yapmıştım, şimdi yine başka bir Alman Gazetesi için çalışıyorum. Yayınlar, bir tek fotoğraf çekmem için değil genellikle daha kapsamlı işler için arıyorlar.

 

FD - 1975’ten 2008’e kadar Fransa ve Moskova’da yaşadınız. Buraları nasıl seçtiniz?

AS - 1975’ten 1989 yılına kadar Fransa’da oturdum. 1989 senesinde de Moskova’ya yerleştim. Fransa’ya okumaya gittim. Orada bir takım iş olanakları buldum, bütün hayatım boyunca gazeteci olarak çalıştım. Fransa’da çalıştığım televizyonun Rusya’da bürosunu kurmamı önerdiler. Benim de ilgilendiğim bir bölgeydi. 1989’da Sovyetler Birliği’nin sonuna yaklaşılıyordu, Perestroika Glasnost dönemi. Çok ilginç tarihi bir zaman... Öyle bir dönemde de tarihin değişimini izlemek bir gazeteci için kaçırılmayacak bir fırsattı. O teklifi sevine sevine kabul ederek Moskova’ya yerleştim. Oraya zaten daha önceden de sürekli gidip röportaj yapıyordum. 2000 senesinde de artık yoruldum Rusya’da yaşamaktan, çok yoğun bir dönemdi 90 yıllarının başı. Sovyetler Birliği’nin yıkılması, ona paralel olarak Baltık ülkelerinde, Kafkaslar ve Orta Asya’daki karışıklıklar, bağımsızlık ve kopma hareketleri… bütün bunları yerinde takip ettim. Bir sürü iç savaş vardı o sırada, Moldavya’da, Azerbaycan’da, Gürcistan’da, Tacikistan’da…

 

FD - En son Çeçenistan savaşını fotoğraflayıp ve bir anlamda savaş muhabirliğine son vermişsiniz…

AS - Hayatımın önemli bir bölümünde sıcak bölgelerde bulundum. Sıcak bölgeler derken sadece savaş alanları değil; Afrika’da, Asya’da savaş olan yerlerin yanı sıra doğal afetler, depremler gibi olayları da takip ettim. Herhalde Çeçenistan savaşlarındaki kadar hoyratını, canicesini ve kanlısını görmemiştim. Hem insanlar hem de doğa üzerinde bu kadar büyük bir tahribatı gözlemlememiştim. Bu beni çok yordu, ayrıca birkaç kere ölüme teğet geçtik. Ondan sonra da bırakmaya karar verdim, ben böyle yaşamak istemiyorum dedim. Daha durgun görünen ama komplike, zor olan başka işlere girmeye karar verdim. Bunlar da çeşitli toplumların portreleri oluyor.

 

FD - Genelde ana konunuz insanlar… Birçok fotoğraf seriniz var, bir yenisi üzerinde çalışmalar yapıyor musunuz?

AS - Moskova İnsanları, Kabil Portreleri ve Fransa’da at yarışları kurumunun ısmarladığı bir iş üzerinde çalışmalar yapmıştım. At yarışlarıyla ilgili de bir kitabım çıkmıştı, halbuki attan jokeyden hiç anlamam. Moskova İnsanları Türkiye’de de yayınlandı Serhan Ada’nın önsözüyle. Bir seneden beri Türkiye’deyim, burada yaptığım işleri tamamlayınca kitaba dönüşmesini arzu ediyorum ama burada kitap çıkarmanın koşulları oldukça değişik. Türkiye’de profesyonel bir fotoğraf sektörüne bağlı olan, reklamın ve moda fotoğrafçılığının dışında hakiki bir fotoğraf ekonomisi yok. Gazetelerde çalışan arkadaşlarımız çok cüzi rakamlarla hayatlarını tüketiyorlar, yaptıkları işin karşılığını alamıyorlar. Telif haklarına hiç kimse saygı göstermiyor. Gazetelerdeki foto editörler de hiç fotoğraftan anlamayan insanlar. Ne kadar ilginçtir ki Türkiye’de fotoğraf çeken çok insan var ama profesyonel anlamda fotoğraftan hayatını kazanan, geçinen insan çok az. En azından benim sektörüm olan belgesel fotoğrafçılıkta bir elin parmağını geçmez. Hem ister istemez fotoğrafçılar ek iş yapıyorlar ama o zaman da fotoğrafçılığa konsantre olamıyorsun, onun için her şey biraz yarım oluyor. Fotoğraf çeken bir insan, sadece fotoğraf çeker. Her gördüğünü fotoğrafa nasıl dönüştürürüm diye düşünür. Ama Türkiye’deki yaşam koşulları öyle gelişiyor ki fotoğrafçılar hayatlarını fotoğraftan kazanamıyorlar. Dosdoğru fotoğraf yayınlayan gazete yok, yayınlanan fotoğraflara zaten para verilmiyor. Güzel ve kapsamlı projeler yok, çünkü kapsamlı projeler para gerektiren projelerdir. Bunların finansmanını da yapan yok. Ne özel bir kurum finansman sağlıyor ne de devlet. Belediyeler genellikle kendi tanıtımları için projeler yapıyorlar. Ancak fotoğrafçının tümüyle özgür olabileceği, istediğini yapabileceği bir proje üretebilmesi için hakikatten bu işten anlayan, bu işe saygı gösteren insanların ve kurumların olması lazım.

 

FD - Fotoğraf kitaplarınızda portrelerin yanında kısa yazılar var. Yazı ve fotoğrafların oluşma sürecinden bahseder misiniz?

AS - Ne edebi bir amacı var, ne de başka bir şey. Ben genellikle portre çekiyorum. O insanları ortamlarından kopararak değerlendirirseniz, bence çok büyük bir anlam taşımazlar. Önemli olan insanların hikayeleri ile birlikte o fotoğrafların izlenmesi. Çünkü o fotoğraf altları, o insanlara, o fotoğraflara derinlik kazandırıyorlar, anlam veriyorlar. Ben o fotoğraflara metin eklemesem, örneğin, pencere önünde duran bir adam fotoğrafı. Ama metni okuduğunuz zaman bakıyorsunuz ki, o adam Rusya’da parlamentonun en genç milletvekillerinden biriymiş, Putin’in yakınıymış, İtalya’dan aldığı takım elbiseleri giyiyormuş... Misyonu, ihtirası, politikaya girme amacı, Sovyetler’de politik personelin gençleşmesi, toplumun açılması gibi birçok hikayeyi anlatıyorum. Yine başka bir hikayede, temizlikçi bir kadın var. O kadının kaç para kazandığını, nasıl bir evde yaşadığını, kocasının Stalin’in toplama kampında öldüğünü anlatıyorum. Böylece toplumun çeşitli kesimlerinden insanların hikayeleri o toplumun hikayesini oluşturuyor.

Fotoğrafların benim baktığım anlamda görülmesini, benim çektiğim anlamda değerlendirilmesini istiyorum. O altyazı, o fotoğrafı; o fotoğraf da o altyazıyı gerektiriyor. Çünkü benim derdim toplumu anlatmak. Tek tek var olan hikayeler bir araya gelince, o toplumun portresini oluşturmuş oluyorsunuz.

 

FD - Projenizi neye göre belirliyorsunuz?

AS - Beni ilgilendiren geçiş dönemindeki toplumların portreleri. Beni cezbeden tarihi bir takım anlar olabilir. Mesela Kabil’de Taliban Rejimi çöküp, onun yerine Amerikalıların yardımıyla yeni bir rejim kuruluyordu. Gazetelerde, dergilerde sözü edilen Kabil’in Afganistan insanının yüzünü tek tek görmedik hiç. Rusya’da 70 yıl boyunca o rejim içerisinde yaşayan sonra bir gün ortadan kalktığını gören, yeni bir yaşam biçimine geçen insanlar kimler… o insanlar geçiş sırasında birçok şey yitirdiler, bazıları da birçok şey kazandı. Ben prototipler olarak bir takım insan seçiyorum ve bu insanların hikayeleriyle o toplumu anlatmaya çalışıyorum. Olayların arkasında etten kemikten insanlar var.

 

FD - Fotoğraf yaklaşımınız nasıl?

AS - Benim kendime göre benimsediğim bir estetik var. Örneğin, ben kare fotoğrafları çok seviyorum. Orta boy fotoğraf makineleri ile negatif film kullanıyorum. Siyah beyaz genellikle serilerim. Benim görüş açım öyle, fotoğrafı kare görüyorum.

Benim hikayeme uygun insan tipleri arıyorum. Bu bazen aktif bir biçimde arayarak, bazen de karşılaştığım herhangi birisi beni ilgilendirebiliyor. Eğer benim kafamda somut bir soruya cevap verebiliyorsa, bu insanların fotoğraflarını çekmeye başlıyorum.

Moskova serisi, bu tür yapılan çalışmalar etrafında ilk yapılan seriydi. Fransa Le Monde Gazetesi’nde tefrika olarak Ahmet Sel’in gözüyle Moskova başlığı altında üç hafta boyunca orta sayfada her gün bir fotoğraf yayınlandı ki, Le Monde Gazetesi hiç fotoğraf yayınlamayan bir gazeteydi o zamanlar. Kabil Portreleri de aynı şekilde altyazılarıyla birlikte yayınlandı. Bu yayınlardan sonra bu tarzda yapılan çalışmalar çoğaldı. Demek ki insanlara dokundu bu, insanlar bunda doğru bir şey buldular. Durağan portreler çekilmeye başlandı, herkes kendine göre fotoğraflara birtakım yazılar eklemeye başladı. Bunu ilk yapan benim demek istemiyorum ama hem sergiler, hem kitap, hem günlük gazetede yayınlanmasıyla büyük yankı buldu. İnsanların fotoğraflar hakkında ne söyledikleri beni çok ilgilendirmiyor. Önemli olan ben ne yapmak istiyorum ve amacıma ulaşıyor muyum? Bir fotoğrafı 100 kişiye gösterin, yüz kişi size değişik fikir beyan edebilir. Herkesin fikrine saygım var diyerek klişe bir laf kullanılabilir ama önemli olan benim çektiğim fotoğraf ve benim saptadığım biçim ve içerik.

 

FD - Daha önce Paris'te sergilenen "Demir Atanlar" projesi Türkiye'de (Fransız Kültür Merkezi) de sergilenecek. Bu projenizden bahseder misiniz?

AS - Ben yıllarca yurtdışında yaşadım ve yurtdışında göçmen olarak yaşayan insanların kaderleri beni yakından ilgilendirdi. Bunlar pozitif kaderler de değildi. Çünkü göçmenlik insan ruhunda en büyük tahribat yapan, travmayı getiren yaşam biçimlerinden bir tanesi. Doğal olarak sizden hoşlanmayan bir toplumun göbeğinde yaşamak zorundasınız ve o toplum sizi itiyor. Çünkü kültürel, tarihi ve diğer yönlerden ayrısınız. Özellikle Avrupa ülkelerinde ırkçılık ve yabancı düşmanlığı çelişkili bir şekilde çok gelişmiş durumda. Bunun içinde yaşamak kolay değil. İnsanlar aslında ızdırap çekiyorlar, kendi ızdıraplarının farkında değiller ama öyle yaşıyorlar. Hiçbir şekilde bence ilk iki nesil en azından o topluma adapte olamıyor, olmak da istemiyor zaten bir çoğunluğu. Örneğin, erkek çocukları kendi köylerinden getirdikleri genç kızlarla, yine genç kızları da kendi köylerinden getirdikleri damatlarla evlendiriyorlar. O ülkede yaşarken hiçbir şey sizi ilgilendirmiyor. Sizi ilgilendiren tek şey, daha iyi bir yaşam koşullarlı sağlamak, belki de çocuklarınıza daha iyi bir gelecek yaratmak. Bunun için ödenen fiyat çok ağır. İşte bu insanlar kimlerdir? Bu beni çok ilgilendiriyordu ve bu konuda bir sene boyunca Fransa’da ciddi çalışmalara imza atmış olan Gaye Petek’in yönettiği “Elele” derneğiyle çalıştım. Finansmanı, Paris’te bulunan göçler müzesi karşıladı.

 

FD - Türk fotoğrafçılarını ve sergileri takip edebiliyor musunuz?

AS - Çalışmalarını beğendiğim fotoğrafçılar var. Çok sayıda amatör fotoğrafçının bir şeyler yapmak istediğini görüyorum. Fakat bence iyi fotoğraf çekebilmek için güzel fotoğraf çekmeyi bırakmak lazım. Fotoğraf sadece göz ve fotoğraf makinesi ile üretilen bir şey değil. Fotoğraf akılla çekilir, düşünceyle ve bir background ile yaratılır. Bunun için de ciddi bir şekilde fotoğraf çekebilmek için önce onun düşünsel tabanını hazırlamak gerekiyor ki fotoğraflarımız bir işe yarasın. O fotoğrafların bizden sonra gelecek nesillere iz bırakması açısından dünyada küçücük de olsa bir anlam ifade etmesi için o fotoğrafların işlevli fotoğraflar olmasına önem veriyorum. Tabiatıyla çiçek fotoğrafı çekmeyi seven de var böcek, gün doğumu gün batışını çekenler de. Ama benim konum, fotoğrafla ciddi anlamda ilgilenenler. Mesela ben Türkiye’de kapsamlı, insanlar üzerine yapılmış çalışmalara, çarpık şehirleşmeyle ilgili ciddi bir röportaja rastlamadım. Tüm dünyadaki büyük şehirlerin sorunu olan trafik hakkında da Türkiye’de bir fotoröportaja rastlamadım. Güneydoğu’daki çatışmalarda yaralanan askerlerimiz nasıl yaşıyorlar mesela? Nasıl tedavi oluyorlar, o travmalar savaştan sonra ne oluyor? Bu beni ilgilendiriyor. Fotoğrafçılık bence bu! Hikayeler anlatmak lazım. Türkiye’deki klasik fotoğraf temaları; çingeneler, kağıt toplayıcıları, sokak çocukları… bunlar dünyanın her yerinde yüz bin kere yapılmış işler. Gerçekten toplumuzu ilgilendiren işlerin yapılması da ciddi bir maddi yatırım gerekiyor. Bunu yayınlayacak yayın organı da olmadığına göre kimse de bu işleri yapmıyor. Parası olanlar da zaten ilgilenmiyor. Gezi, doğa, eski yapı fotoğrafları ile ilgili çekimler yapılıyor. Hakiki fotoğrafları yayınlayacak mecra bulununca insanlar ister istemez güzel fotoğraf çekiyorlar. Güzel fotoğraf da fotoğrafa verilmiş en büyük tahribattır.

 

 

 
fd106_kapak_web

Duyurular

 Sitemize www.fotografdergisi.com ve www.photodigital.com.tr adreslerinden giriş sağlayabilirsiniz.

Photo Digital ve Fotoğraf Dergisi için hazırlanan Facebook Grubu sayesinde etkinliklerinizden tüm fotoğrafseverleri haberdar edebilir, ekipmanlarınızı satabilirsiniz.

Gruba katılmak için lütfen Facebook logosuna tıklayın!
weblog.facebook


 

Fotoğraf Dergisi “Yeni Yüzler” köşesine başvuruda bulunmak için;

Seçtiğiniz fotoğraflarınızı (en az 20-25 adet ve 300 dpi çözünürlükte - 20cm’den küçük olmayacak şekilde), kısa bir özgeçmiş ve bir portre fotoğrafınızla birlikte, CD içerisinde dergi adresine gönderebilirsiniz. Fotoğraflarınız incelendikten sonra yayınlanıp yayınlanamayacağına karar verilecektir.

duyurular

 

Portfolyo

lara-sayilgan

  Lara Sayılgan

Portre ve moda fotoğrafçılığı alanında çalışmalar yapan Lara Sayılgan, kendi fotoğraf stüdyosu Studioplus'ta kampanya ve albüm kapaklarının yanı sıra çeşitli dergiler için çekimler yapıyor.

  devamı>>

 Lara_Saylgan_4 Lara_Saylgan_6 Lara_Saylgan_10 Lara_Saylgan_11
Lara_Saylgan_13
Lara_Saylgan_15 Lara_Saylgan_9
Lara_Saylgan_12

Basın Fotoğrafçıları

News image

Ali Öz

“En iyi foto muhabiri hayatta kalan foto muhabiridir”   Yaşam riski altında bile insana dair en ...

Profesyoneller

News image

Buğrahan Şirvancı

20 sene önce Mimar Sinan Fotoğraf Bölümü’nden mezun olduktan sonra profesyonel olarak fotoğraf ile ...