<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Prof. Sabit Kalfagil | Fotoğraf Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.fotografdergisi.com/etiket/prof-sabit-kalfagil/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fotografdergisi.com</link>
	<description>Fotoğraf severler için...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 19 Feb 2020 07:16:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>
	<item>
		<title>Prof. Sabit Kalfagil sorularınızı yanıtlıyor &#8211; 3</title>
		<link>https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor-3/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor-3</link>
					<comments>https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor-3/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[haber servisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Dec 2018 13:30:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Profesyonellerden öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Sabit Kalfagil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.fotografdergisi.com/?p=10113</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Sabit Kalfagil'in ilk iki bölümü yayınlanan köşesinin üçüncü ve son bölümü...</p>
The post <a href="https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor-3/">Prof. Sabit Kalfagil sorularınızı yanıtlıyor – 3</a> first appeared on <a href="https://www.fotografdergisi.com">Fotoğraf Dergisi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 18pt;"><em><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #ff0000;"><strong>&#8211; Son Bölüm &#8211;</strong></span></em></span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;">2017 Mayıs ayında kaybettiğimiz değerli hocamız, yazarımız Prof. Sabit Kalfagil’in sizlerden gelen soruları yanıtladığı köşesinde ilk iki bölümü daha önce yayınlamıştık. Yazıları aşağıdaki linklerde okuyabilirsiniz:</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><a style="color: #ff0000;" href="https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor/" target="_blank" rel="noopener"><strong style="font-family: arial, helvetica, sans-serif; font-size: 14pt;">1.Bölüm</strong></a></span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><a style="color: #ff0000;" href="https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor-2/" target="_blank" rel="noopener"><strong style="font-family: arial, helvetica, sans-serif; font-size: 14pt;">2.Bölüm</strong></a></span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;">134. sayımızda Fotoğraf Dergisi’nde yayınlanan üçüncü ve son bölümü ise web sitemizde paylaşmadığımızı fark ettik. Hocamızın sağlık sorunları baş gösterip hastaneye yatmadan önce yanıtladığı köşesinin son bölümünü de aşağıda bulabilirsiniz.</span></p>
<p><a href="https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/skgrs3.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-10114" src="https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/skgrs3.jpg" alt="" width="652" height="434" srcset="https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/skgrs3.jpg 652w, https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/skgrs3-250x166.jpg 250w, https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/skgrs3-400x266.jpg 400w, https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/skgrs3-650x433.jpg 650w, https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/skgrs3-150x100.jpg 150w" sizes="(max-width: 652px) 100vw, 652px" /></a></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>İsmet Danyeli</strong> &#8211; Fotoğraf sergilerinin fotoğrafçı için bir yük haline dönüştüğünü düşünüyorum. Sergi açılışları dışında çok nadir ziyaretçi buluyor. Bir süre sonra fotoğraflar birikiyor, onca emek, zaman ve para harcanarak üretilen fotoğraflar bir çöp yığınına dönüşüyor, zaten fotoğrafların nadiren alıcı bulduğu bir dijital çağdayız, bir fotoğrafın internet ortamında er ya da geç görünmeme ihtimali bile yok. Bu konuda sizin de düşüncenizi öğrenmek isterim.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>Sabit Kalfagil</strong> &#8211; Düşüncem sorudaki ifadenizle bire bir örtüşüyor. Sanat tarihinin geçmişinde boşa gitmiş sanat üretimi yok gibidir. Çünkü sanat zanaat zemininde yeşerir. Ortaçağda Fransız İhtilaline kadar sanat ürünleri ya kilise ya da saray için üretilirdi. Sipariş üzerine yapılırdı. Peşin üretim Fransız İhtilalinden sonra burjuvazi için yapıldı ve sergiler galeriler böylece başladı. Sanatçının ürettikleri mutlaka elinden alınmalıdır. Yoksa köylümüzün dediği gibi sağılmayan ineğin memeleri kurur. İneğin sağılması için süt içen birilerinin olması gerekir. Başlangıçta cahil olan burjuvazi zaman içinde eğitim aldı. Sanat bir ihtiyaç haline geldi. Sanatın bir ihtiyaç olmadığı toplumlarda devlet halkın gelişimine yardım eder. Müzeler, galeriler kurar ve sanatçıyı kendisi besler. Eğer bu yeterince olmuyorsa ürettiği elinde kalan sanatçı aç kalır ve yoldan çıkar.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;">* * *</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>Solmaz Mercan</strong> &#8211; Türkiye&#8217;de fotoğrafçılığın özellikle de kadın fotoğrafçıların çoğalması için neler yapılabilir?</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>SK</strong> &#8211; Türkiye henüz mevcut fotoğrafçıların bile ürettiklerini kullanamıyor. Çoğalma bir ihtiyaç sonucu akla gelebilir. Kadın fotoğrafçılar başka türden bir fotoğraf mı üretecekler ki onlar adına pozitif bir ayrımcılık istiyorsunuz.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;">* * *</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>Anıl Bayrak</strong> &#8211; İyi fotoğrafa ulaşma noktasında örnek alma ve taklit etme, bu iki unsurun arasındaki fark nedir?</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>SK</strong> &#8211; Örnek alma davranış ve tutum benzerliğini getirir. Kopyacılık sayılmaz. Taklit etme ürün benzerliğini yani kopyacılığı getirir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;">* * *</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>Güler Şenyurt</strong> &#8211; Bir fotoğraf karesinde sadece natürmort olması yeterli mi? Yoksa sizce mutlaka içine ruh katan bir canlı olmalı mı?</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>SK</strong> &#8211; Fotoğraf karesinde canlı objelerin görüntüleri soluk almazlar. Soluk alan fotoğrafları görürseniz oradaki ruh objenin değil fotoğrafçının ruhudur.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;">* * *</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>Feyzullah Nihaiözbey</strong> &#8211; Fotoğraf ustaları arasında Photoshop kullananlar ve kullanmayanlar olarak iki ayrı görüş olduğunu görüyoruz. Tüm fotoğraf severler arasında oluşmuş olan bu ayrılığı ortadan kaldırarak, onları birleştirerek Türk fotoğrafına katkı sağlayacak bir şey demeniz mümkün müdür?</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>SK</strong> &#8211; Fotoğrafın tüm problemlerini çekimde halletmek, yani bir aşamada objeyi hayal ettiğimiz sona dönüştürmek eli öpülesi bir performanstır. Ancak sonradan yapılan müdahaleleri bir önyargı ile kendimize yasaklayarak fotoğrafın olabileceğinden azına razı olmak bir tür tutuculuktur. Photoshop ile kast ettiğiniz fotoğrafı bir ham madde sayarak ondan gerçek dışı bir resim elde etmek ise bu fotoğraf dışı bir müdahaledir. Yok, fotoğrafın sadece niteliklerini iyileştirerek etkinliğini artırmaksa kendimizi bundan mahrum etmeyi benimsemek yanlış olur. Bulunabilecek orta yol belki de Photoshop&#8217;un ölçüsünü belirlemek sayılabilir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;">* * *</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>Elif Baştürk</strong> &#8211; Ülkemizdeki aydın ve entelektüel insanların birçok değerli çalışmaları ve başarıları var. Siz de bu değerlerimizden birisiniz. Sorum, bu çalışmaların halka, topluma yeterince etki edememesinin nedeni nedir?&#8217;</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>SK</strong> &#8211; Görüşünüze katılıyorum. Türkiye entelektüellerin düzeyini yaşam kalitemize yansıtamıyor. Bunun iki ayrı uçtan gelen iki nedeni var. Birincisi entelektüeller halktan kopuk olmakta sakınca görmüyorlar. İkincisi ise sokağın sloganı &#8220;okul başkadır, hayat başkadır&#8221; şeklinde&#8230;</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;">* * *</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>Muhsin Atak</strong> &#8211; Bir fotoğrafın anı fotoğrafı olmaktan çıkıp eser olarak sunulabilmesinin ölçütü var mıdır?</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>SK</strong> &#8211; Fotoğraf bakın ben ne gördüm demektir. Fotoğrafa bakanlar &#8220;iyi de bana ne!&#8221; diyorlarsa bu sizin aradığınız yanıt değildir. Çünkü fotoğraf başkaları için çekilir. Ona eser denilebilmesinin ön şartı o görüntünün başkalarına ya önemli bir şey göstermesi ya da bir duygu yoğunluğu aktarıyor olmasıdır. Bir başka koşulda onun görsel sanatların değerlerini içeriyor olmasıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;">* * *</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>Nart Ateş</strong> &#8211; Kısaca kadrajda dikkat edilmesi gereken ipuçlarını verebilir misiniz?</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>SK</strong> &#8211; Fotoğrafa çıkarımsal yoldan bakılır. Anlatım için gerekli olmayan her şey çerçeve dışına atılmalıdır. Çerçevenin içinde etkiyi maksimuma çıkaracak şekilde düzenlenmelidir.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;">* * *</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>Turan Kaya</strong> &#8211;  Benim üç tane sorum olacak. Akademik eğitimlerde teknik ve kompozisyon konularında belli kıstaslar istisnalar haricinde kati kural olarak öğretilir. Ancak günümüzde farklı metotların da trend haline dönüştüğünü görmekteyiz. Bu noktada bilhassa fotoğraf sanatında kuralcı eğitim metodu hakkında ne düşünüyorsunuz?</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;">İkinci sorum şu: Dijital teknolojide amatör fotoğrafçı bir konu hakkında yüzlerce fotoğraf çekip sonrasında bilgisayar başında beğenmediklerini silmekte. Ancak analog teknolojide fotoğraf sınırı 24 ile 36 arasında değiştiği için fotoğrafçı daha tasarruflu davranmak durumunda kalıyor. Bu noktada fotoğrafa yeni başlayanların doğru fotoğrafı çekmeyi öğrenmek için ilk başta analog makineyi tecrübe etmelerini önerir misiniz?</span><br />
<span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;">Son sorum ise: Ticari kaygı ile talep doğrultusunda çekilen fotoğrafları sanat fotoğrafı olarak görebilir miyiz?</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>SK</strong> &#8211; Adına kural dediğiniz ilkeler kimsenin buyruğu değildir. Binlerce yıllık birikimden ortaya çıkan görsel tercihlerin genellemesi kural gibi algılanmaktadır. Bunlar deneylerin sonucudur ki biz bu yoldan kolayca başarıya ulaşırız. Bunlar bizi aptalca deneyimler yapmaktan kurtarır. Sanat tarihine bakınca görürüz ki uygarlık tarihinin eski dönemlerinde bazı duyarlı kişiler diğer insanlara çıkarsızca bir şeyler söylediler ve gösterdiler. Daha sonra bunlarla bir alışkanlık doğdu. Öteki insanlar bir bedel karşılığı bu hizmeti satın almak istediler. Ortaçağda ve Fransız İhtilaline kadar bu sektör halk adına kilise be sarayca beslendi. Bunu biliyoruz. Fransız İhtilalinden sonra bu ödeme burjuvazi tarafından yapıldı. Modernist görüşe göre sanatın işlevselliği esas olduğu için günlük hayatta yer alabilen sanatlar kolayca karşılık buldu. Diğerleri halk adına devletçe beslendi. Ama her durumda sanat başkalarına bir şey söyledi. Günümüzde sanatın objesi sanatçının kendisi olmaya başladı. Tüketim ekonomisi bunca malı satabilmek için kişiyi pohpohlayarak evrenin merkezine oturttu. Siz azizsiniz, gönlünüz ne istiyorsa doğrudur dedi. Birdenbire örneğin fotoğrafın objesi diğer objeler değil de sizsiniz, çünkü siz önemlisiniz dedi. Bunun sonucu selfie&#8217;dir! Böyle bir durumda neredeyse bütün insanların akıllı telefonlarıyla selfie çekmesi dururken doğru fotoğraftan bahsedilmesi rahatsızlık verir oldu. Bunun adına siz sanatın yeni trendi diyebilirsiniz.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;">Başlangıçta film kullanılmasının eğitici bir yönü olduğu doğrudur. Ama daha ne kadar film bulup bunları yıkamak mümkün olabilir. Bu yüzden bu yolu gerçekçi bulmuyorum.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;">Mimarlık için bildiğim bir özdeyiş vardır. İyi bina sadece iyi mimarla değil, aynı zamanda iyi mal sahibi ile yapılır. Eğer fotoğrafı isteyen kişi veya kuruluş yeterince düzeyli ise ticari amaçla çekilen bir fotoğrafın sanat ürünü olması mümkündür.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;">* * *</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>Şule Fatma Demir</strong> &#8211; İçinde duygu barındırmayan sadece tekniği, kadrajı, ışığı ve kompozisyonu iyi dengelenmiş fotoğraf mı? Yoksa bakınca insanı yüreğinden etkileyen bir fotoğraf mı sizce iyidir? Örneğin geçen gün sosyal medyada 15 yaşında Rize&#8217;li bir çocuğun çektiği fotoğraf&#8230; Yeni doğum yapan keçilerini kız kardeşi, oğlağı da köpekleri taşıyordu. Milyonlarca insanın içini ısıtan bir fotoğraftı. Elbette her ikisi de olsa iyi de. Siz hangisini tercih edersiniz? Sizin için iyi fotoğraf hangisidir?</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>SK</strong> &#8211; Elbette her ikisi, birini seçemem. Öte yandan fotoğrafın duygu yükü derken eğer o sahneyi yerinde izleyen sanatçının hissettiklerini kastediyorsanız bu hiç kimsenin umurunda değildir. Önemli olan fotoğrafa bakan başkalarının hissedecekleridir. O yüzden diyorum ki fotoğraflarınıza en erken 6 ay sonra bakarak gerçek değerlendirmeyi yapabilirsiniz.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;">* * *</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>Murat Koçak</strong> &#8211; Türkiye’de düzenlenen fotoğraf yarışmalarını takip etmekte ve zaman zaman katılmaktayım. Fotoğraf yarışması avcılığı şeklinde değil de elimde konuya uygun ne varsa gönderirim genelde… İyi bir fotoğrafçı olduğumu düşünmüyorum şimdilik, fakat bu sanat dalına aşığım diyebilirim. Sorunum ve sizin düşüncelerinizi merak ettiğim konu da fotoğraf yarışmalarıdır. Son zamanlarda düzenlenen fotoğraf yarışmalarının sonuçlarını bilmiyorum takip ediyor musunuz, ama gözlemlediğim kadarıyla gittikte kötüleşiyor. Estetik ve konu ile alakasız fotoğrafların derece almasının son derece yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu fotoğraflar yayınlanıp sergilenerek halka ve fotoğraf severlere sunulmasını fotoğrafın gelişiminden çok gerilemesine sebebiyet verdiğini hissediyorum. Sanki yeni bir akım gibi doğan öylesine çekilmiş fotoğraf, dijital olarak çığırından çıkartılmış renkler ve gerçek üstü fotoğraf efektleri, konudan çok ayrı bir fotoğrafın derece alması, estetik kaygı güdülmemiş ama içinde hiç bir şey anlatmayan onlarca fotoğrafın derece alması rahatsız edip düşünmeye teşvik ediyor. Hatta bir yarışmanın “Seri Fotoğraf” kategorisinde “Seri Çekim” olarak algılanmış gibi (yolda yürüyen bir adamı arkadan 5 fotoğrafı çekilmiş) fotoğrafların olmasına sinirden çok gülmüştüm. İşin içinde ego, para ve al gülüm / ver gülüm gibi olaylar dönüyormuş gibi hissediyorum. Yurt dışındaki yarışma ve fotoğraf paylaşımlarının kalitesini gördükçe üzülüyorum. Sizin gibi fotoğrafın Türkiye’de gelişimine büyük katkı sağlamış ve öğretilmesine ön ayak olmuş önemli insanların bu konu hakkındaki düşüncelerinizi çok merak ediyorum.</span></p>
<p><span style="font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif; color: #000000;"><strong>SK</strong> &#8211; Fotoğrafımızın amatör kesimi sadece ödüllerden besleniyor. Öte yandan yarışma sonuçları fotoğraf doğrularını yeni adaylara gösteren bir eğitici görev üstleniyor. Yazık ki değerlendirmelerinize katılmak zorundayım. Çoğunlukla birlikte katıldığımız bir grup jüri üyesi ile hiç sorunumuz olmuyor. Birbirimizi iknaya çalışmayız, konuşmayız. Sadece oylama yaparız ve finale kapalı oylarla gireriz. Yıllar yılı fotoğraf federasyonuna bu tür bir çalışma yöntemini bir yönerge ile ilan etmesini öneriyorum, henüz başaramadım. Ben de bazı jürilerde tartışma ve ikna yolunun tercih edildiğini duyuyorum. Bu benim benimsediğim bir yol değildir. Çünkü dilin kemiği yoktur. Asıl konumuz değil ama &#8220;seri fotoğraf&#8221; dediğimiz kategori hakkında görüşüm şudur: Fotoğraf iki boyutlu bir iz düşümdür, üçüncü boyutu yoktur. Dördüncü boyutu hiç yoktur. Zamansızdır, öykü anlatamaz. Zaman boyutu isteyen sinema kullanır. Bu yüzden fotoğraf dili ile sinema ayrıdır. Bazı üniversitelerde fotoğraf bölümünün bir de video eklentisi olması yanlıştır. Videonun yeri sinema bölümüdür. Fotoğraf bir öykü anlatmaz, bir durum gösterir, simgeseldir. Bu simge bize bazen bir öykü düşündürebilir. Öyküyü anlatmaya kalkmak haddini aşmaktır.</span></p>The post <a href="https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor-3/">Prof. Sabit Kalfagil sorularınızı yanıtlıyor – 3</a> first appeared on <a href="https://www.fotografdergisi.com">Fotoğraf Dergisi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor-3/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Sabit Kalfagil’i kaybettik</title>
		<link>https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagili-kaybettik/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=prof-sabit-kalfagili-kaybettik</link>
					<comments>https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagili-kaybettik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[haber servisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 May 2017 09:25:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Sabit Kalfagil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fotografbilgimerkezi.com/?p=8480</guid>

					<description><![CDATA[<p>Değerli hocamız Prof. Sabit Kalfagil, 5 Mayıs 2017 tarihinde tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.</p>
The post <a href="https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagili-kaybettik/">Prof. Sabit Kalfagil’i kaybettik</a> first appeared on <a href="https://www.fotografdergisi.com">Fotoğraf Dergisi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:18px;"><span style="color:#000000;">Değerli hocamız <strong>Prof. Sabit Kalfagil</strong>, 5 Mayıs 2017 tarihinde tedavi g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; hastanede hayatını kaybetti. 6 Mayıs 2017 tarihinde Fatih Camii&rsquo;nde d&uuml;zenlenen cenaze t&ouml;reninin ardından Topkapı &Ccedil;amlık mezarlığında toprağa verildi.</span></span></p>
<p><a href="http://fotografbilgimerkezi.com/wp-content/uploads/2017/05/IMG_7126k.jpg"><img decoding="async" alt="" class="aligncenter size-full wp-image-8481" height="567" src="http://fotografbilgimerkezi.com/wp-content/uploads/2017/05/IMG_7126k.jpg" width="567" srcset="https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2017/05/IMG_7126k.jpg 567w, https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2017/05/IMG_7126k-150x150.jpg 150w, https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2017/05/IMG_7126k-300x300.jpg 300w, https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2017/05/IMG_7126k-144x144.jpg 144w" sizes="(max-width: 567px) 100vw, 567px" /></a><span style="color:#000000;"><span style="font-size:16px;">Bir s&uuml;redir bazı rahatsızlıkları olan Prof. Sabit Kalfagil, 20 yıldan uzun bir s&uuml;redir Fotoğraf Dergisi&rsquo;ndeki yazılarına ara vermeden devam etti. Son yıllarda da web sitemiz i&ccedil;in makaleler kaleme aldı. Ocak ayında başladığımız <strong>&ldquo;Prof. Sabit Kalfagil sorularınızı yanıtlıyor</strong>&rdquo; k&ouml;şesi i&ccedil;in de web sitemize gelen soruları yanıtlıyordu.</span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-size:16px;">Hocaların hocası olarak anılan, T&uuml;rk fotoğraf tarihine damgasını vuran ve unutulmayacak eserler bırakan Prof. Sabit Kalfagil, <strong>1934 yılında </strong>Elazığ&#39;da doğdu. Konya Lisesini ve İT&Uuml; Mimarlık Fak&uuml;ltesini bitiren Kalfagil, 1980 yılına kadar İstanbul Belediyesi&rsquo;nde &ccedil;alıştı. Kalfagil ayrıca imar m&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;, başkan danışmanlığı ve başkan yardımcılığı g&ouml;revlerini &uuml;stlendi.</span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-size:16px;">Fotoğrafla 1960 yılında hobi d&uuml;zeyinde ilgilenmeye başlayan Kalfagil, başlangı&ccedil;ta mimarlık ve arkeoloji eserlerinin belgelenmesi bi&ccedil;iminde s&uuml;ren &ccedil;alışmalarını Anadolu insanı, doğası ve k&uuml;lt&uuml;r&uuml;ne tanıklık etme misyonuna d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rd&uuml;.</span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-size:16px;">Kalfagil, bu ama&ccedil;la &ccedil;ok kez Anadolu&#39;ya geziler d&uuml;zenlerken, bu fotoğraflarla bir&ccedil;ok ulusal ve uluslararası, kişisel ve karma sergi d&uuml;zenledi. Bir&ccedil;ok fotoğraf yarışmasında &ouml;d&uuml;ller kazandı.</span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-size:16px;">Fotoğrafları Turizm Bakanlığı yayınlarında ve T&uuml;rkiye afişlerinde yer aldı. Ulusal ve uluslararası sempozyum ve konferanslara da katılan Kalfagil, bir&ccedil;ok yarışmada j&uuml;ri &uuml;yeliği yaptı.</span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-size:16px;">1981 yılında yayınlanan &ldquo;<strong>Fotoğraf Sanatında Kompozisyon</strong>&rdquo; kitabı g&uuml;ncellenerek ge&ccedil;tiğimiz yıllar i&ccedil;erisinde beşinci baskısını yaptı ve t&uuml;m fotoğraf severlerin başucu kitabı haline geldi. &ldquo;<strong>T&uuml;rkiye&rsquo;nin &Uuml;zerindeki Işık</strong>&rdquo;, &ldquo;<strong>Fotoğraf&ccedil;a 1000 soru 1001 cevap</strong>&rdquo;, &ldquo;<strong>Fotoğrafta Ortak Akıl</strong>&rdquo; gibi kitapları da t&uuml;m fotoğraf&ccedil;ıların ilgiyle izlediği yayınlar oldu.</span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-size:16px;">Kalfagil, 1998&#39;de Marmara &Uuml;niversitesi G&uuml;zel Sanatlar Fak&uuml;ltesi Fotoğraf B&ouml;l&uuml;m&uuml;&rsquo;ne profes&ouml;r olarak atandı ve emekli olduktan sonra da haftada bir g&uuml;n derslere girmeye devam etti.</span></span></p>The post <a href="https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagili-kaybettik/">Prof. Sabit Kalfagil’i kaybettik</a> first appeared on <a href="https://www.fotografdergisi.com">Fotoğraf Dergisi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagili-kaybettik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Sabit Kalfagil sorularınızı yanıtlıyor &#8211; 2</title>
		<link>https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor-2/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor-2</link>
					<comments>https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor-2/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[haber servisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2017 09:30:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Profesyonellerden öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Sabit Kalfagil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fotografbilgimerkezi.com/?p=8303</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fotoğraf Dergisi yazarlarından Prof. Sabit Kalfagil sizlerden gelen soruları yanıtlıyor. İşte sorular ve hocanın cevapları… 2.Bölüm.</p>
The post <a href="https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor-2/">Prof. Sabit Kalfagil sorularınızı yanıtlıyor – 2</a> first appeared on <a href="https://www.fotografdergisi.com">Fotoğraf Dergisi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 18px;"><span style="color: #000000;">Fotoğraf Dergisi yazarlarından <strong>Prof. Sabit Kalfagil</strong> sizlerden gelen soruları yanıtlıyor. İşte sorular ve hocanın cevapları…</span></span></p>
<p><a href="http://fotografbilgimerkezi.com/wp-content/uploads/2017/01/skgrs2.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-8304" src="http://fotografbilgimerkezi.com/wp-content/uploads/2017/01/skgrs2.jpg" alt="skgrs2" width="567" height="378" srcset="https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2017/01/skgrs2.jpg 567w, https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2017/01/skgrs2-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 567px) 100vw, 567px" /></a><span style="font-size: 18px;"><span style="color: #ff0000;"><strong>2. Bölüm</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 18px;"><strong>1. Bölümü </strong></span></span><span style="font-size: 18px;"><strong><a href="http://fotografbilgimerkezi.com/prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor/" target="_blank" rel="noopener"><span style="color: #ff0000;">burada</span></a></strong></span><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 18px;"><strong> bulabilirsiniz.</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>İhya Bozkurt</strong> &#8211; Fotoğrafa gönül vermiş insanların bile fotoğraf albümü ya da yayınlarını çok az sayıda aldığı ülkemizde, birbirlerinin işlerinde artıları görüp o artılar üzerinde konuşmak varken hep eksiklikleri bulup, görüp o eksiklikler üzerinden atan tutan ve konuşan fotoğrafçılar bu illetten nasıl kurtulur?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Söze hep olumsuzlardan başlama eğilimi belki de fotoğrafın oluşum sürecine bağlı alışkanlığımız yüzündendir. Çünkü fotoğraf negatif, yani çıkarımsal bir prosedürdür. Gereksiz şeyleri çıkararak fotoğrafa ulaşılabilir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">Birçok sergi albümleri bana bedelsiz gönderiliyor. Koliler dolusu birikti. Arada bir bakıyorum, içinde saklanmayı hak edenler çok az. Geri kalanlarda da iyi fotoğraf oranı albümden albüme değişiyor. Ama oran çok yüksek değil. Bunun nedeni bazı kişilerin kendini merkeze koymalarıdır. Halbuki fotoğraf başkaları için çekilir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">* * * </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Ali Subaşı</strong> &#8211; Hocam, bizim hamamlarımızdan niye Arşimet çıkmıyor?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Artık pek hamama giden yok. Gittiğimiz dönemlerde de tasın suda yüzmesini, akıl sır ermez bir Tanrı mucizesi olarak düşünmüşüzdür sanırım.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">* * * </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>İsa Özdere</strong> &#8211; Kendi fotoğraf vizyonumuzu nasıl edinip nasıl geliştirebiliriz?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Fotoğraf bilgisi kısa zamanda öğrenilebilir. Ama vizyonumuz bugüne kadar biriktirdiklerimizin ve özümsediklerimizin sonucudur. Fotoğrafın hatırına kim bilir belki yeni bir edinime girişilebilir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">* * * </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Tolga İldun</strong> &#8211; İki asra yakın süre içinde &#8220;Fotoğraf bir sanat mıdır?&#8221; sorusu hep sorulmuş. Şahsen fotoğrafın sanat olduğunu ve sanat ortamında önemli bir konumda olduğunu düşünerek soruyu şu şekilde sormak istiyorum: Sizce de fotoğraf bir sanat mıdır? Sanat yapıtı sayılabilecek fotoğrafların özellikleri neler olmalıdır?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Sanat tarihçisi Gombrich der ki, insanoğlunu yaptığı her şey sanat olabilir. Bundan şunu anlıyoruz; herhangi bir ürün türüne, adına sanına göre sanat sayılmaz. Sanat ürünü olma olasılığı kaliteden geçer. Peki, kalite sözcüğü ile ne kastediliyor? İlki bu ürünün üretme tekniklerine kusursuzca uygun olmasıdır. İkinci ise, Bu sonucun insanlarda bıraktığı etki, onlara hissettirebildikleri veya düşündürdükleridir. Yoksa önemli olan üretenin ne düşündüğü ve ne hissettiği değildir. Onun karşı tarafa iletebildiğidir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">Bu genel söylem oldukça kapalı ve belirsiz bulunabilir. Ama her türden ürünü kapsaması için bu denli genel bir ifade kullanıyorum. Şimdi daha ayağı yerde laflar edelim.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">* Anadolu&#8217;da bir marangoz için &#8220;çok sanatkar adam&#8221; derlerse o işini çok iyi yapıyor, bakanları etkileyen işler yapıyor demektir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">* Mimar Sinan&#8217;ın bir tasarım eğitiminden değil, taş ustalığından geldiğini biliyoruz.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">* Leonardo Ustaya, Michelangelo&#8217;ya kimse artist ya da sanatçı demiyordu. Usta diyorlardır.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">* Bali&#8217;de sokaklar boyunca dizili sokak atölyeleri görürsünüz, resim, heykel aklınıza ne gelirse&#8230; Sonradan öğrendim Bali dilinde sanat sözcüğü yokmuş.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">Yirminci yüzyıl başında ortaya çıkan modernist akım sanatta şu özellikleri hedefler; akılcılık, işlevsellik ve çoğulculuk. Bu beklentiye göre gelecekte bazı sanatlar terk edilse bile kalıcı olanların başında endüstri tasarımı ve mimarlık gelecektir. Diğerlerinin arasında da sinema ve fotoğrafın olacağı şüphesizdir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">* * *</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Tufan Kartal</strong> &#8211; Fotoğrafın sanat olduğu tüm uluslararası platformlarda kabul görmüşken, Ara Güler&#8217;in foto muhabirliği ve fotoğrafın sanat olmadığı görüşündeki ısrarını neye bağlıyorsunuz?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Sanat tarihçisi Gombrich diyor ki, insanın yaptığı her şey sanat olabilir. Bu şu demektir, bir ürünün sanat ürünü olması türüne bağlı değildir, kalitesine bağlıdır. Günümüzde her fotoğraf makinesi sahibi, her dernek üyesi, her amatör kendini sanatçı sayıyor. Bir başkası kartvizit bastırıyor. Bu akla zarar bir durumdur. Günümüzde sanat literatüründeki dalgalanmalar ve şişirilmiş egolar buna neden oluyor. Ara Güler&#8217;in ifadesinin bu hak edilmemiş sanatçılığa tepki olduğunu düşünüyorum.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">* * *</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Bülent Durtaş</strong> &#8211; İçinde bulunduğumuz dijital çağda fotoğraf çekmek mi, fotoğraf yapmak mı? Bunun ayrımına varmak ne kadar önemli? Belge olarak fotoğrafın gerçeklik objesi olarak gerçeği yansıtma misyonu tehlikede mi? </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Yapmak fiili bir oluşumu elle gerçekleştirmeyi düşündürüyor. Bu resim, heykel gibi dallarda yerine oturuyor. Bunlar aktif müdahalelerdir. Fotoğrafçının fotoğrafa müdahalesi pasif bir müdahaledir. Aktif olan kısmı sadece makineyi doğrultup, bir parmak hareketi ile deklanşöre basmaktan ibarettir. Fotoğrafı fotoğraf yapan elbette bu değildir. Fotoğrafçının başkalarına göstermek istediği bu sahne karşısında önce o görünümün bitmiş fotoğraftaki halini hayal eder. Sonra bu hayali gerçekleştirmek için bazı kararlar verir. O hayalin neden bakınca iyi görüneceğini düşünür. Bakış noktası seçer, yükselir alçalır, sağa sola gider. Sonra sahnede anlatıma zarar verecek ögeleri atar. Kadrajla atar veya gitmesini bekler. Baktığı noktada belirginlik endişesi ile ışık ve hacim izleniminin etkisinin birlikte gerçekleşmesine bakar. Sonra durumu en iyi anlatacak ana bakar, zamanlamayı ayarlar. Bütün bunlardan biri ya da daha çoğu gerçekleşmezde de vazgeçer, çekmez. Fotoğraf biraz da vazgeçmektir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">Sizce bu anlattıklarım yapmak fiili ile örtüşüyorsa, &#8220;fotoğraf yapmak&#8221; diyebilirsiniz. Yok, eğer çekim sonrasında çekilenleri ham kabul ederek çoklu fotoğraftan tek bir fotoğrafa ulaşmak kastediliyorsa bu eylem resimdekine benzer, yapmak fiili buna yakışır. Ne var ki buna fotoğraf denilmemelidir, fotoğrafik bir illüstrasyondur.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">* * *</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Enver Gülmez</strong> – Işık sizin için neyi ifade eder?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Işığın bana ifade ettikleri aşağıda belirtilen ve herkese ifade etmesi gerekenlerden çok farklı değildir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">* Işık objeleri görünür kılar. Bu ışığın en temel ama en sıradan özelliğidir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">* Işık hacmi vurgular.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">* Işık lekeyi vurgular</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">* Işık rengi vurgular.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">* Işık şeffaflığı ve geçirgenliği vurgular</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">* Işık atmosfer yaratır. Işıktan beklenen en ileri özellik budur.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">* * *</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Emre Nesli</strong> &#8211; Dijital cağda belgesel fotoğrafın yüzü nasıl değişti, değişiyor?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Değişti mi, ben bilmiyorum.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">* * *</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>İlker Varer</strong> &#8211; Fotoğrafın evrimi sizce tamamlandı mı?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Neden? Evremin sonu mu geldi ki, evrimin sonu mu gelsin.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">* * *</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Ergün Şahinbaş</strong> &#8211; Fotoğraf da bir sanat dalı ise, fotoğraf yarışmaları neden düzenlenir? İnsanlar para için mi fotoğraf çeker, tanınmak için mi, bir şeyi ya da yeri tanıtmak için mi yoksa kendini geliştirmek için mi? Ülkemizde araya para girince her şeyin değiştiği gibi fotoğraf da değişir mi? Para sanatı öldürür mü?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Orta çağda sanatçılar hizmet karşılığı ya kiliseden ya da saraydan aldıkları parayla geçinirlerdi. Bu Fransız ihtilaline kadar devam etti. İhtilalden sonra sanatçılar burjuvaziye hizmet ederek geçimlerini sağladılar. Galeriler ve müzelerde hizmetlerini satarak geçindiler. Bu günümüzde de devam ediyor. Sanat dalları diğer iş kolları gibidir. İnsanlar emeklerinin karşılığında aldıkları parayla geçinirler. Sanat alanı mirasyedilerin veya baba parası ile geçinen asalakların alanı değildir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">Modernizm 20. yüzyıl başında insanlığın yakaladığı en büyük fırsattır. Modernizmin öncelikle zanaatlare dayanır. Sanatlar onun üzerine inşa edilirler. Modern sanatın özelliği, çoğulculuk, akılcılık ve işlevselliktir. Sanat toplumun en büyük kesimini hedefler ve çoğulcudur. Erişilmez, ulaşılmaz değildir. Bütün sanatlarda bir çıraklık olacağı gibi fotoğrafta da bir öğrenme ve alışma dönemi olacaktır. Amatör dünyayı ödüllerle destekleyen tek kaynak yarışmalardır. Hiç bir iş teslim etme ve üretme sorumluluğu olmayan amatörler yoluyla özellikle tematik yarışmalarda ilk kez iş teslim etme sorumluluğu ile tanışırlar. Bunun katkısı olumludur. Başarı karşılığı bir ödül kazanmanın sanata hiç bir zararı yoktur. Bu ödül para da olabilir. Amatörün aldığı tek katkı budur.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">* * *</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Kenan Çağrılı</strong> &#8211; Nicephore Niepce’den günümüze kadar geçen zamanda<br />
teknoloji fotoğrafa çok büyük katkılar yaptı. Sizce teknoloji fotoğrafın sanatsal bakış açısında bir eksiltmeye neden oldu mu?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Bir fotoğrafın değeri iki bakımdan ölçülür. Bir ne anlatıyor, iki nasıl anlatıyor. Ne anlatıyor kısmı, o olaya ya da o sahneye tanık olmakla başlar. Anlatılmak istenen şeyin seyirciye iletilmesindeki etki gücü nasıl anlatılıyor kısmındaki performansa bağlıdır.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">1952&#8217;de ilk fotoğraf makinem filmli 6&#215;9 bir makine idi. Bu makine ile sadece 8 kare çekiliyordu. Öğrenci bütçesi ile o gün bir film daha alamazdım. Durağan bir objeyi, örneğin bir heykeli çekerken etrafında dolaşır, olası çekim noktalarını yere birer taş koyarak işaretlerdim. İkinci kez dolaşır, bunlardan sadece birini tercih eder ve tek kare çekerdim. Çünkü ikinci bir kare harcama lüksüm yoktu. Sonraları 36 poz çeken makinelere gelince bu katılık biraz gevşedi. Gevşediyse de gene olabildiğince az film harcamak esastı. Günümüzde dijital çekimlerde çekim sayısının artması bir maliyet getirmediği için olası bütün kareler çekilince nasıl olsa biri tutar sanılıyor. Oysa eğer sahneyi ilk gördüğün noktadan bakıp, çekim yapıyorsanız asıl doğru noktayı bulamamışsanız çektiğiniz bütün fotoğraflar aynı derecede çöptür. Ama çoklu çekimi her türlü değişkeni deneyerek yapıyorsanız bu yararlı olabilir. Her durumda çoklu çekime güvenmek bizi çekerken seçmek denen asıl önemli konumdan bizi gevşekliğe, umursamazlığa sevk edebilir. Sonrada bunları yüklediğimiz bilgisayar bir çöplüğe döneceği için bu yığın içerisinde doğru kareyi görmek zorlaşacaktır.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">Öte yandan teknolojik gelişimlerin fotoğrafa getirdikleri mükemmele ulaşmamızı kolaylaştırıyor. Objektif üretiminde kullanılan düşük dağıtıcılık özelliği olan yeni camlar eskiden sadece elle yapılabilirken şimdi sentetik camlar kullanılabiliyor. Bu sayede seri üretilen asferik merceklerle kolayca büyük açıklıklı tele objektifler yapılabiliyor.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">Dijital teknoloji ve tarama yöntemi sayesinde önceleri yapılamayan büyük boyutlu baskılar yapılabiliyor. Photoshop ve benzeri yazılımlarla görüntü iyileştirme konusunda çok büyük olanaklar ortay çıktı. Bütün bunlar, paylaşım imkanları ve benzeri olanaklar mükemmele ulaşmamıza yardımcı oluyor.</span></span></p>The post <a href="https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor-2/">Prof. Sabit Kalfagil sorularınızı yanıtlıyor – 2</a> first appeared on <a href="https://www.fotografdergisi.com">Fotoğraf Dergisi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Sabit Kalfagil sorularınızı yanıtlıyor</title>
		<link>https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor</link>
					<comments>https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[haber servisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2017 09:46:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Profesyonellerden öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Sabit Kalfagil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fotografbilgimerkezi.com/?p=8265</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fotoğraf Dergisi yazarlarından Prof. Sabit Kalfagil sizlerden gelen soruları yanıtlıyor. İşte sorular ve hocanın cevapları…</p>
The post <a href="https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor/">Prof. Sabit Kalfagil sorularınızı yanıtlıyor</a> first appeared on <a href="https://www.fotografdergisi.com">Fotoğraf Dergisi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 20px;"><span style="color: #000000;">Fotoğraf Dergisi yazarlarından <strong>Prof. Sabit Kalfagil </strong>sizlerden gelen soruları yanıtlıyor. İşte sorular ve hocanın cevapları…</span></span></p>
<p><a href="http://fotografbilgimerkezi.com/wp-content/uploads/2017/01/skgrs.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-8268" src="http://fotografbilgimerkezi.com/wp-content/uploads/2017/01/skgrs.jpg" alt="skgrs" width="567" height="378" srcset="https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2017/01/skgrs.jpg 567w, https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2017/01/skgrs-300x200.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 567px) 100vw, 567px" /></a><span style="font-size: 20px;"><span style="color: #ff0000;"><strong>1. Bölüm</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Erdal Baykara &#8211; </strong>Hocam fotoğrafta doğru var mıdır? Varsa bilmemiz gereken doğrular nelerdir ve tabi yanlışlarımız…</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Ortak doğrular çoğunluktadır. Biz bir milyon yıldır bu gezegende az çok ortak koşullarda yaşadık. Ortak doğru hakkındaki yargılarımız genlerimize işlemiştir. Ama nedense egomuz bizi küçük farklılıklarımızı abartmaya ve önemsemeye sevk eder.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">* * * </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Anıl Bayrak</strong> &#8211; Anlık fotoğraflarımızda kompozisyonu nasıl oluşturabiliriz?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Fotoğraf dilini iyi bilen sadece karşıda kompozisyon istediği hale gelince deklanşöre basar. Bu akıl yürüterek, ölçüp biçerek olmaz. Eğer vücudumuz fotoğraf refleksini edinmişse bu kolayca yapılır.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">​* * * </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Murat Ayneli</strong> &#8211; Avrupa ve diğer dış ülkelerin fotoğrafı ile Türkiye fotoğrafı kıyaslandığında yer ve kültür farkı gözetmeksizin arasındaki fark nedir? İkisi arasında ki fark çok büyükse sebepleri ve çözümü sizce nelerdir?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> 1960-1980&#8217;li yıllarda bu fark batının lehine idi. Türkiye temelde yüzünü batıya döndüğü için buna özenmemiz normaldir. Bugün aynı eğilim devam ediyor. Ne var ki yirminci yüzyıl başında insanlığın en büyük kazanımı olan modernizmi Avrupa çöpe atmış bulunuyor. Şimdi adına anti sanat da diyebileceğimiz, sıradanlık yüceltiliyor. Artık uluslararası yarışmalarda sadece Uzak Doğu&#8217;dan gelen fotoğraflara imrenerek bakıyorum.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">​* * * </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Erkan Şimşir</strong> &#8211; Fotoğrafçı apolitik mi olmalıdır yoksa aktivist mi? Suya sabuna dokunmadan çiçek böcek çeken midir fotoğrafçı, yoksa ortaya çıkardığı eser ile dünyayı değiştirmeyi mi amaçlar? Sizin için fotoğrafçı hangisidir? Yorumlar mısınız?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Niçin fotoğrafçıyı bu kutulardan birine koymaya çalışalım. Her karakterde, her birikimde, her renkte fotoğrafçı olabilir diye düşünüyorum. Yeter ki altı büsbütün boş olmasın ve fotoğraf dilini konuşabilsin. Bir de söyleyecek sözü olsun.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">​* * * </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Murat Seyit</strong> &#8211; Dijital fotoğrafa/dijitalleşmeye geçmenin dezavantajları nelerdir?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Sizde dezavantaj olduğuna dair bir ön kabul var sanırım. Bence dijital çekim ve görüntü işleme fotoğrafta bir devrimdir. Kaliteye katkısı inkar edilemez. Ne var ki uzun vadeli saklama güvenliği henüz tam halledilemedi. Hala dialarımızı solmaları pahasına saklamak durumundayız. Öte yandan dijital kullanımın bedava olması kimilerini ve hatta herkesi biraz geveze yapıyor.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">​* * * </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Şule Fatma Demir</strong> &#8211; Fotograf sizce sanat mıdır?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Babaannem derdi ki &#8220;çok fazla Allah diyenden korkun&#8221;. Benzer şekilde çok fazla sanat diyene de ihtiyatla bakmak lazım. Bizim ülkemizde sanat sözcüğü çok fazla kullanılıyor. Nüfusunun önemli bir kısmı sanatçı olan Bali&#8217;nin sözlüğünde sanat sözcüğü yokmuş.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">​* * * </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Sinan S. Ünsal</strong> &#8211; Bir fotoğrafçının yaşadığı bölgenin, ülkenin ve dönemin tanığı olması mı daha önemlidir, yoksa gördüğü ve sevdiği her şeyin fotoğrafını çekmesi mi?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Tanıklık elbette önemlidir. Ama asıl önemli olan nitelikli tanıklıktır. Sadece olayı görüp, makineyi doğrultup çekmek değersiz olabilir. Fotoğraf ona bakanlar için çekilir. Fotoğrafçının sevdiği her şey başkalarını ilgilendirmeyebilir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">​* * * </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Ali Şenel</strong> &#8211; Fotoğraf çekmek ile fotoğrafçı olmak çok farklı şeyler. Fotoğrafçı nasıl olunur? Fotoğrafçıyı fotoğraf çekenden ayıran hususlar nelerdir?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Bir fotoğraf makinesi ya da başka bir cihazla fotoğraf çekmeye engel yoktur. Kim bilir bunların içinde belki kendisine fotoğrafçı diyenler de olabilir. Ama çektiklerimizin önemli fotoğraflar olması zordur. Bırakın fotoğrafçı unvanını, kendisine fotoğraf sanatçısı diye kart bastıranlar var. Özgürlükler böyle de kullanılabilir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">​* * * </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Eser Köse</strong> – Türkiye’deki son dönem fotoğraf sanatı düşünüldüğünde niçin uluslararası sanat boyutunda fotoğrafçı çıkaramıyoruz?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Ülkeler arası piyasada yer tutmak tıpkı ulusal piyasada olduğu gibi ilişkilere bağlıdır. Tam bir kalite göstergesi sayılmaz. Çok daha alçak gönüllü ortamlarda, örneğin uluslararası yarışmalarda ödül alan birçok gencimiz var.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">​* * * </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Mustafa Doğan Özkan</strong> &#8211; Fotoğraf sanatındaki kadrajlama kurallarını yarışmalara katılanlardan bilmeyen yoktur. Benim sorum bu iş sanat adı altında yapılıyor ise neden kurallara dayatılıyor?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Fotoğraf bir dildir, bir yazısı vardır. Yazı bir takım ortak doğrularda anlaşılarak kullanılır. Harfler üzerinde anlaşılmıştır, sözcüklerin anlamında anlaşılmıştır. Böylece birinin söylediğini başkaları da anlayabilir. Fotoğrafın da anlaşılmaya ihtiyacı vardır. Sanatın kuralsızlık olduğunu kim söylemiştir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">​* * * </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Hakan Gümüş</strong> &#8211; Fotoğrafını oturup masasında tasarlayanlar ile makinesini eline alıp bir avcı misali ya nasip diyerek sokağa çıkanlar arasında masa fotoğrafçıları lehine büyük bir ayrım oluşmaktadır. Bu gidiş sokak fotoğrafçılığı ölene kadar devam eder mi yoksa bunu önlemenin bir yaptırımı olabilir mi?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Fotoğrafçı bir sahne görür. Bitmiş fotoğrafı hayal eder. Bu gördüğü sahnenin tıpatıp aynısı değildir. Onu hayaline dönüştürmeye çalışır. Masa başındaki adam oturduğu yerden bir sahne hayal eder, belki çizim de yapar. Sonra oradaki ögeleri bulur ve birleştirir. Birinci yöntem fotoğrafın en saf ve hakiki yöntemidir. Çünkü çıkarımsaldır. Fotoğrafçı varolan ama gereksiz olan bütün ögeleri dışlar. Böylece sonuca ulaşır. İkinci yöntem toplamsaldır, biriktiricidir ve resmin yöntemidir. Ama sırf bu yüzden bu uygulamayı fotoğraf dışı sayamayız.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">​* * * </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>Erdal Baykara</strong> &#8211; İlk fotoğrafınızla bugün arasında fotoğrafta olmazsa olmazlarınız ve yeniden başlasaydınız, şöyle başlardım şöyle yapardım dedikleriniz nelerdir?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Eskiden beri fotoğrafımın sadece okunaklı ve etkili olmasını isterim. Gereksiz hiç bir şeyi çerçeve içerisinde tutmamaya çalışırım. Başlangıçta sadece 8 poz çekebilen bir 6&#215;9 makinemin baskısı altında çalıştım. Bugün dijitale başladıktan sonra belki ben de biraz geveze oldum.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">​* * * </span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>İbrahim Katırcı</strong> &#8211; Fotoğrafçılık sanatına gönül vermiş kişiler ilk attıkları adım ve zamanı durdurdukları ilk andan itibaren utanmadan ve sıkılmadan fotoğraflarını paylaşmalılar mı? Yoksa belli bir yol kat ettikten sonra adeta &#8220;Bu sektörde ben de varım&#8221; der gibi konu ve öğece zengin fotoğrafları mı paylaşmalılar?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;"><strong>SK &#8211;</strong> Mağara resimlerinden belki binlerce yıl önce insanlar ilk konuşma seslerini çıkardıklarında herhalde çok küçük gruplar halindeydiler. Aralarında yeterince kendini ifade edemeyenleri tam anlamasalar da önemsememiş olmalılar. Eğer milyonluk gruplar olup da akşama kadar binlerce anlamsız ses duysalardı buna dayanamazlardı.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">Fotoğraf bir dildir. Onu yeterince konuşamayan üstelik başkalarını da ilgilendiren bir diyeceği olmayan sadece kendisinin önemsediği bir şeyi söylemeye kalkışmamalıdır.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: 16px;">Hayatın merkezinde oturan &#8220;ben&#8221; değildir, &#8220;bizdir&#8221;. Yani başkaları da vardır. Üstelik bir fotoğrafçı çektiği fotoğrafları ona sebep olan duyguları ve anıları silinmeden seçmeye kalkmamalıdır. İnsan kendi fotoğrafına başkalarının fotoğrafı gibi bakabildiği zaman doğru seçim yapar ve başkalarına gösterme cesareti bulur. Yoksa insanlar bizim ilkelliklerimizi izlemek zorunda değildir. Aksi halde yaşadığımız ortam bugünkünden beter bir gürültü dünyasına dönüşür.</span></span></p>
<p><span style="font-size: 16px;"><span style="color: #000000;"><strong>2. Bölümü </strong></span><strong><a href="http://fotografbilgimerkezi.com/prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor-2/" target="_blank" rel="noopener"><span style="color: #ff0000;">burada</span></a></strong><a href="http://fotografbilgimerkezi.com/prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor-2/" target="_blank" rel="noopener"><span style="color: #ff0000;"><strong> </strong></span></a><span style="color: #000000;"><strong>bulabilirsiniz.</strong></span></span></p>The post <a href="https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor/">Prof. Sabit Kalfagil sorularınızı yanıtlıyor</a> first appeared on <a href="https://www.fotografdergisi.com">Fotoğraf Dergisi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fotografdergisi.com/prof-sabit-kalfagil-sorularinizi-yanitliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sanata Dair</title>
		<link>https://www.fotografdergisi.com/sanata-dair/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=sanata-dair</link>
					<comments>https://www.fotografdergisi.com/sanata-dair/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[haber servisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 May 2016 09:27:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Sabit Kalfagil]]></category>
		<category><![CDATA[sabit kalfagil]]></category>
		<category><![CDATA[Sanata Dair]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fotografbilgimerkezi.com/?p=7502</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sanat Tarihçisi Gombrich diyor ki; “İnsanoğlunun yaptığı her şey sanat olabilir.” Bunu söylerken sanatın, belli başlıkların ve türlerin tekelinde olmadığını her türden üretimin sanat olma şansının bulunduğunu kastediyor.</p>
The post <a href="https://www.fotografdergisi.com/sanata-dair/">Sanata Dair</a> first appeared on <a href="https://www.fotografdergisi.com">Fotoğraf Dergisi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#696969;"><span style="font-size:16px;"><em><strong>Yazar: Prof. Sabit Kalfagil</strong></em></span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Sanat Tarih&ccedil;isi <strong>Gombrich</strong> diyor ki; <strong>&ldquo;İnsanoğlunun yaptığı her şey sanat olabilir.&rdquo; </strong>Bunu s&ouml;ylerken sanatın, belli başlıkların ve t&uuml;rlerin tekelinde olmadığını her t&uuml;rden &uuml;retimin sanat olma şansının bulunduğunu kastediyor. Yoksa insanın her yaptığının &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;zce sanat sayılabileceğini kastetmiyor. Bu s&ouml;ylemi neden kurcalıyorum. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; birilerinin sanat d&uuml;nyasına egemen kılmaya &ccedil;alıştığı g&ouml;relilik s&uuml;rekli k&ouml;t&uuml;ye kullanılıyor.</span></span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">&Ouml;te yandan insanı evrenin merkezine koyan anlayış yanlış yorumlanıyor. Sanılıyor ki, merkezde oturan soyut insan değil de ger&ccedil;ek insandır. Yani Ahmetler ve Ayşelerden her biridir. Oysa merkez tek bir noktadır ve bu kadar insana yer yoktur. Bu yanılgı g&uuml;n&uuml;m&uuml;z d&uuml;nyasını canavarlaşmış egolar alemine d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;yor. Hi&ccedil;bir yeteneği olmayan insanlar bu gezegeni salt şereflendirmiş olmanın kendilerine her t&uuml;rl&uuml; hakkı verdiğini sanıyorlar. <strong>Sanat t&uuml;m duyularımızla biriktirdiklerimizin sezgilerimiz yardımıyla yeniden sentezlenmesidir.</strong> Sanat bir sentezdir ve ciddi bir &ouml;rg&uuml;tleme yeteneği gerektirir. Başka bir deyişle bir <strong>duyarlılık</strong> ve <strong>zeka</strong> işidir. Bunun ne t&uuml;r bir zeka olduğunu tartışmıyorum. Bana g&ouml;re zeka tektir. &Ouml;te yandan sanat bilgi ka&ccedil;kınlarının sığınağı olamaz. Belli senteze varmak &ouml;nce sentezlenecek malzemeyi gerektirir ki; bu bilgidir. Buna rağmen sadece sanat &ccedil;evrelerinde değil sanat eğitimi veren kurumlarda bile &uuml;st&uuml; &ouml;rt&uuml;l&uuml; veya a&ccedil;ık bir bilgi d&uuml;şmanlığı vardır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bilginin sınırlayıcı olduğu, sanatın ise sınır tanımazlığı inancı yaygındır. </span></span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Bu g&ouml;r&uuml;şler oluşurken referans alınan &ccedil;okluk resim sanatı d&uuml;nyasıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; t&uuml;m sanatlar i&ccedil;inde teknolojinin ve bilginin payı bu sanatta minimumdur. Ayrıca sanata yakıştırılan disiplinsiz ve bohem hayat i&ccedil;in de referans resim sanatıdır. Alkolizm, uyuşturucu kullanımı hatta belli &ouml;l&ccedil;&uuml;de delilik, bilinen bazı &ouml;rneklerden dolayı sanatın t&uuml;m&uuml;ne mal edilmektedir. B&ouml;yle bir sanat&ccedil;ı kalıbını bir mimara, bir end&uuml;stri tasarımcısına giydirebilir misiniz? Benim bilmediğim b&ouml;yle bir &ouml;rnek varsa bile bu t&uuml;r&uuml;n&uuml;n istisnasıdır. Bir genelleme konusu yapılamaz. Verilen bu yanlış imaj, hayatında hi&ccedil;bir yerde sebat etmemiş dikiş tutturamamış, disiplinsiz ve &ccedil;alışmayı sevmeyen gen&ccedil;lerin kendilerinde de sanat&ccedil;ı &ouml;zellikleri bulmalarına yol a&ccedil;ıyor. </span></span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Bir sinemadan boşalan insanları &ccedil;ıkış kapısında g&ouml;zlemleyiniz. B&uuml;t&uuml;n delikanlıların y&uuml;z&uuml;nde bir başrol j&ouml;n&uuml;n&uuml;n kasıntısı vardır. Bunun b&ouml;yle olduğu yani sanat eğitiminin bilgi ka&ccedil;kınları i&ccedil;in olduğu imajı &ouml;ylesine yerleşmiştir ki; &uuml;niversite giriş sınavlarında da en d&uuml;ş&uuml;k puanlarla sanat fak&uuml;ltelerine &ouml;ğrenci alınmaktadır. Kuşkusuz g&uuml;ndeminde sanat olmayan hatta g&uuml;ndeminde eğitim bile olmayan &uuml;lkeler i&ccedil;in bunun hi&ccedil;bir sakıncası olmayabilir. Burada iyi yetişmemiş bir sanat&ccedil;ı, k&ouml;t&uuml; eğitim almış bir doktor gibi &ouml;l&uuml;me sebep olmaz. </span></span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><strong>&Uuml;lkede neredeyse hi&ccedil;bir yerde heykel yapılmazken, &uuml;lke &ccedil;apındaki onlarca &uuml;niversitedeki her yıl yetişen y&uuml;zlerce heykeltıraşın nasıl yaşayacağı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;yor mu acaba?</strong> Diğer b&ouml;l&uuml;mlerde durum bu derece abs&uuml;rd olmasa bile, ressam başına yılda bir adet resim satıldığını sanmıyorum. Hal b&ouml;yle olunca sanat eğitiminin &uuml;retime d&ouml;n&uuml;k olmadığı bir takım gen&ccedil;lerin boşta kalıp serseri olmaması i&ccedil;in bir t&uuml;r sığınma evine d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lebilir. Yirminci y&uuml;zyılın başında sanata egemen olan modernist akım rasyonalizm &uuml;zerine oturmaktadır. Modern sanat, akla dayanan &ccedil;oğulcu bir kimliğe sahiptir. Bug&uuml;n hastalıklı bir inanışla, sanatın bilgi d&uuml;şmanı gibi g&ouml;sterilmesine karşın sanatın ve bilimin orijini tektir. Kainatı bi&ccedil;imlendiren d&uuml;zendir. Bu ger&ccedil;ek en doğru bi&ccedil;imde modernizme oturmaktadır.</span></span></span></p>
<p><a href="http://fotografbilgimerkezi.com/wp-content/uploads/2016/05/sk-pinara.jpg" rel="attachment wp-att-7503" style="" target="" title=""><div id="attachment_7503" style="width: 510px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-7503" alt="sk pinara" class="size-full wp-image-7503 wp-caption aligncenter" height="333" src="http://fotografbilgimerkezi.com/wp-content/uploads/2016/05/sk-pinara.jpg" style="" title="" width="500" srcset="https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2016/05/sk-pinara.jpg 500w, https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2016/05/sk-pinara-300x200.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /><p id="caption-attachment-7503" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Prof. Sabit Kalfagil</p></div></a><span style="color:#000000;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">İkinci D&uuml;nya Savaşı sonrası b&uuml;y&uuml;k yıkıma uğrayan Avrupa alelacele yeniden inşa edilirken, modernist mimari k&ouml;t&uuml; sınav vermiş oldu. Bunun doğurduğu tepki modernizmin kuru, k&uuml;lt&uuml;r değerlerini g&ouml;rmezden gelen ve gayri insani bir monotonluğa sahip olduğu inancını yaygınlaştırdı. Buna tepki olarak oluşan postmodernist akım her a&ccedil;ıdan rasyonalizme karşı bir tepki i&ccedil;erir. Her &ccedil;eşitten akla aykırılığa prim veren bu akım yerel k&uuml;lt&uuml;r ve arkeolojik motifleri sa&ccedil;ma sapan bir dekoratif anlayışla kullanır. &Ouml;rneğin y&uuml;ksek bir binanın cam cephesini yırtıp dışarı fırlamış antik bir konsol veya fronton s&ouml;z&uuml;m ona k&uuml;lt&uuml;r değerlerine saygı adınadır.&nbsp; &Ouml;te yandan k&ouml;şesinin &uuml;zerinde devrilmiş&ccedil;esine duran ya da ortadan yarılmış veya yıkılmak &uuml;zere olan binalar bu akımın sa&ccedil;malıkları olarak bu gezegeni bir s&uuml;re kirlettiler. </span></span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Sanat tarihi i&ccedil;inde daima akımlar bir sin&uuml;s eğrisi gibidir. Akılcı bir akımdan coşkulu bir akıma iniş &ccedil;ıkışlar g&ouml;stermiştir. Ama bu salınımların hi&ccedil;bir d&ouml;neminde insanoğlu bu derece akla aykırı bi&ccedil;imde sa&ccedil;malamamış, sonrasında da akılcı bir kanala oturmuştur. Oysa postmodernizmi izleyen akım ya da trend, deyim yerindeyse her şeyin sıfırlandığı, uygarlığın sıfır basamağına d&ouml;n&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; bir d&ouml;nemdir. <strong>Herhalde postmodernist akım &ouml;ylesine sa&ccedil;malamış ve sanatı &ouml;yle eksiye g&ouml;t&uuml;rm&uuml;şt&uuml;r ki; oradan geriye d&ouml;n&uuml;ş olsa olsa sıfır eksenine kadar olabildi.</strong> Pozitif y&ouml;ne bir y&uuml;kselişe enerji yetmedi. Şu anda adına <strong>&ldquo;contemporain sanat&rdquo;</strong> denen olgu uygarlığın tam manası ile sıfır noktasıdır. Sanatın t&uuml;m kazanımları unutulmuş, deyim yerindeyse sanat d&uuml;nyası belleğini yitirmiştir. Bu amnezi halinin kısa s&uuml;rmesi belleğin geri d&ouml;nmesi beklense de bu hastalıklı durum birilerinin işine geldiği i&ccedil;in desteklenmektedir. <strong>Başlıca &ouml;zelliği doğallık maskesi altında, ilkellik, disiplinsizlik ve kural tanımazlık olan bu estetik d&uuml;şmanı akım, sıradanlığı ta&ccedil;landırdığı i&ccedil;in, t&uuml;ketim ekonomisinin işine geliyor.</strong> B&ouml;ylece herkesin kendini sanat&ccedil;ı sanması her şeyi yapma c&uuml;retine sahip olmasının &ouml;n&uuml; a&ccedil;ılıyor ve bu yolla t&uuml;ketim k&ouml;r&uuml;kleniyor. </span></span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-family:arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">T&uuml;ketim ekonomisinin mezarlığına yeni cesetler ekleniyor. Tutunacak hi&ccedil;bir dalı olmayan bu d&uuml;nyanın &uuml;yelerinin tek silahı iyi ve doğru olarak her ne yapılmışsa onu k&uuml;&ccedil;&uuml;msemektir. Klasik s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; bu kez iltifat değil aşağılama i&ccedil;in kullanılmaktadır. Bu işlerin ger&ccedil;ekte romantik, realist veya naturalist olması bi&ccedil;iminde bir değerlendirme s&ouml;z konusu değildir. Onlara klasik yaftası yapıştırılıp saf dışı bırakılmaktadır. Orta vadede sanatın &ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; hazırlayan bu girişimin uzun vadede, beklenen t&uuml;ketimi de sonlandıracağı bilinse bile bu &ouml;nemsenmiyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; <strong>t&uuml;ketim ekonomisi i&ccedil;in g&uuml;n bug&uuml;nd&uuml;r yarın başka şeyler d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lebilir.</strong></span></span></span></p>The post <a href="https://www.fotografdergisi.com/sanata-dair/">Sanata Dair</a> first appeared on <a href="https://www.fotografdergisi.com">Fotoğraf Dergisi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fotografdergisi.com/sanata-dair/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fotoğraf Yarışmaları</title>
		<link>https://www.fotografdergisi.com/fotograf-yarismalari/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=fotograf-yarismalari</link>
					<comments>https://www.fotografdergisi.com/fotograf-yarismalari/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[haber servisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Dec 2015 08:42:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[FIAP]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf Yarışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğraf yarışması jürileri]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Sabit Kalfagil]]></category>
		<category><![CDATA[TFSF]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fotografbilgimerkezi.com/?p=6874</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Sabit Kalfagil fotoğraf yarışmaları üzerine görüşlerini, jürilerin çalışma yöntemini, getirilen kısıtlamaları ve gördüğü yanlışlıkları bu yazıda ele alıyor.</p>
The post <a href="https://www.fotografdergisi.com/fotograf-yarismalari/">Fotoğraf Yarışmaları</a> first appeared on <a href="https://www.fotografdergisi.com">Fotoğraf Dergisi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#696969;"><em><strong><span style="font-size:16px;">Yazar: Prof. Sabit Kalfagil</span></strong></em></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-size:16px;">İlkel bir bakışla b&uuml;t&uuml;n camiler birbirine benzer. Sıradan batılının g&ouml;z&uuml;nde İslam yapıları ile Hint yapıları aynıdır. &Ouml;teden beri Holywood yapımı, Binbir Gece Masalları Bağdat&rsquo;ta ge&ccedil;er ama yapılar Hint yapılarıdır.</span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-size:16px;">&Ouml;zellikle g&uuml;n&uuml;m&uuml;z&uuml;n g&ouml;r&uuml;nt&uuml;ye doymuş insanının g&ouml;z&uuml;nde sadece değişik olanlar &ouml;nemlidir. Aynı objenin farklı g&ouml;r&uuml;nt&uuml;leri aynı sayılır. Bu algı kabalaşması sonucu insanımız neredeyse b&uuml;t&uuml;n kuşları karga zannedecektir. Herhangi bir gen&ccedil; ilk kez g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; bir peyzaj i&ccedil;inde İshak Paşa Sarayı&rsquo;nı g&ouml;rnce tepkisi ş&ouml;yle olur: <em>&ldquo;Ha evet, İshak Paşa Sarayı fotoğrafı. Daha &ouml;nce g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;m.&rdquo;</em> Bu fotoğrafın ge&ccedil;mişte g&ouml;rd&uuml;klerine g&ouml;re ne denli farklı olduğunun bir &ouml;nemi yoktur.</span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-size:16px;">Objelere tapan g&uuml;n&uuml;m&uuml;z insanının bu haline uygun bazı kuramcıları da var. Onlar &ldquo;<strong>fotoğraf objesini aşamaz</strong>&rdquo; yollu bazı hikmetli s&ouml;zler s&ouml;ylemişler. B&ouml;ylece &ccedil;ağımızın bu zaafına destek &ccedil;ıkmışlar. Eğer fotoğraf objesini aşamıyorsa gidip objenin kendisine bakarım. Orada g&ouml;receğim hem daha ger&ccedil;ek hem de &uuml;&ccedil; boyutludur. Neden fotoğrafla yetineyim. Bence obje, fotoğraftaki g&ouml;r&uuml;nt&uuml;n&uuml;n oluşumuna bir vesiledir. Sadece bir &ccedil;ıkış noktasıdır. İyi fotoğraf &ccedil;oğu kez objesinin &ouml;tesine ge&ccedil;er.</span></span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" alt="IMG_4324k" class="aligncenter size-full wp-image-6875" height="395" src="http://fotografbilgimerkezi.com/wp-content/uploads/2015/12/IMG_4324k.jpg" width="567" srcset="https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2015/12/IMG_4324k.jpg 567w, https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2015/12/IMG_4324k-300x209.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 567px) 100vw, 567px" /><span style="font-size:20px;"><span style="color:#000000;"><strong>Bu j&uuml;ri daha sıcak renkleri seviyor&hellip;</strong></span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-size:16px;">40 yılı aşkın s&uuml;redir fotoğraf j&uuml;rilerinde bulunuyorum. Hi&ccedil;bir vakit bir fotoğrafı objesine bağlı olarak değerlendirmedim. J&uuml;rilerin her yarışmada değişik objelerin fotoğraflarını aramak gibi bir dertleri yoktur ve olmamalıdır. J&uuml;rilerin tek derdi, objesi ne olursa olsun fotoğrafları bir kalite sırasına koyabilmektir. Bu fotoğrafın yapısal ve g&ouml;rsel kalitesidir. J&uuml;rilerin g&ouml;revi her seferinde g&ouml;r&uuml;lmedik fotoğraflar bulmak ve niteliği ne olursa olsun değişik g&ouml;r&uuml;nt&uuml;ler ortaya &ccedil;ıkarmak değildir. Bu y&uuml;zdendir ki bazı fotoğraflar FIAP patronajı altında yapılmış pek &ccedil;ok yarışmaya girmiş ve uluslararası onlarca &ouml;d&uuml;l kazanmıştır. D&uuml;nyanın diğer &uuml;lkelerinde bunlar i&ccedil;in itirazlar olmuş mudur bilmiyorum. Bizim &uuml;lkede yapılan her yarışma sonrasında nedense j&uuml;ri kararını hep konuya bağlı olarak yorumladıklarını duyuyorum. Buna g&ouml;re s&ouml;z&uuml;m ona j&uuml;rilerden her birinin eğilimi belirlenerek sonraki yarışmalarda işe yarayacağı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;yor. &Ouml;rneğin, bu j&uuml;ri hep ters ışık seviyor ya da hep k&ouml;y hayatına ilgi duyuyor gibi&#8230; Daha komik genellemeler bile var. Bu j&uuml;ri daha sıcak renkleri seviyor gibi&#8230;</span></span></p>
<p><span style="font-size:20px;"><span style="color:#000000;"><strong>&Ouml;d&uuml;le layık eser</strong></span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-size:16px;">Yıllar &ouml;nce &ouml;nemsediğimiz bir konuda yapılan yarışmaya katılım nitelik bakımından zayıf olmuştu. J&uuml;ri olarak şu ikilemde kaldık. Bir yandan yarışma eninde sonunda bir başarı sıralaması idi ve j&uuml;rinin g&ouml;revi bu sıralamayı yapıp en iyiyi birinci ilan etmekti. &Ouml;te yandan yarışma sonucu bir g&ouml;sterge idi. Genel &ouml;l&ccedil;&uuml;lere g&ouml;re başarısız bir fotoğrafın daha iyisi yok diye birinci ilan edilmesi k&ouml;t&uuml; bir &ouml;rneği y&uuml;celtmiş olmak gibi bir sorumluluk getiriyordu. Bu k&ouml;t&uuml; &ouml;rnek &ccedil;eşitli yayınlarda gen&ccedil;lere zararlı etki yapacaktı.</span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-size:16px;">Bu nedenle hi&ccedil; değilse birinciliğe layık eser bulunmadı kaydıyla sıralamayı ikinci eserden başlattık. Ger&ccedil;i bu sırada bir endişemiz daha vardı. &Ouml;d&uuml;lden başka desteği olmayan ve tek beslenme kaynağı yarışmalar olan amat&ouml;r d&uuml;nyayı yarışma sahibi kurumun g&ouml;zden &ccedil;ıkardığı mebladan mahrum etmiş olacaktık. Bu sonu&ccedil; epey tartışıldı. Sayısallığın kalitenin yerine ge&ccedil;tiği toplumlarda bu &ouml;d&uuml;llendirmeler değer bulur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu kişinin aldığı derecelere bir adet daha eklemiş olur. Bana g&ouml;re bu t&uuml;r yanıltıcı değerlendirmelerden sakınılması gerekir.</span></span></p>
<p><span style="font-size:20px;"><span style="color:#000000;"><strong>Yarışmaların duyurulması</strong></span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-size:16px;">Bana g&ouml;re bir yarışma sonucunun yarışmanın yapıldığı &uuml;lkenin d&uuml;zeyini yansıtabilmesi, katılımın olabildiğince maksimumda olmasına bağlıdır. Katılımı belirleyen fakt&ouml;r bir y&ouml;n&uuml;yle &ouml;d&uuml;llerin değeridir. Bu parasal olduğu gibi prestijle de &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml;r. Bazı yarışmalar her iki bakımdan da değer taşıdığı halde katılım zayıf olabiliyor. Bunun nedeni yarışmanın &ccedil;ıktığı tarihle sonu&ccedil;landığı tarih arasında yeterli bir zaman bulunmaması, bir de duyurunun yeterince yapılamamasıdır. Bunu araştırınca yarışmayı hazırlayanların interete fazla bel bağladığı ve yaptıkları diğer &ccedil;eşit duyuruları da yeterli buldukları g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. Oysa bir sergi davetiyesinde bile adrese g&ouml;nderilen davetiye sayısıyla sergiye gelen kişi sayısı g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alınırsa anca on duyurunun bir katılımı garanti edebileceği varsayılır.</span></span></p>
<p><span style="font-size:20px;"><span style="color:#000000;"><strong>S&uuml;rekli &ouml;d&uuml;l alanlar &ouml;n&uuml;m&uuml;z&uuml; kesiyor!</strong></span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-size:16px;">S&ouml;yleşi yapmak i&ccedil;in gittiğim kentlerde ilginin İstanbul&rsquo;a oranla daha sıcak olduğunu hep s&ouml;yl&uuml;yorum. Bu arada yarışmalarla ilgili eleştiriler dile getiriliyor. Bunlardan biri s&uuml;rekli &ouml;d&uuml;l alan kişilerin gen&ccedil;lerin &ouml;n&uuml;n&uuml; tıkadığı ve nasıl engelleneceği konusundadır. Bence b&ouml;yle bir engelleme m&uuml;mk&uuml;n olmadığı gibi faydalı da değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu &uuml;lkenin başarı &ccedil;ıtasını aşağı &ccedil;eker. Gerekli olan yeni adayların başarıları ile bu kişileri aşmasıdır. B&ouml;ylece başarı &ccedil;ıtası y&uuml;kselmiş olur.</span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-size:16px;">Pek &ccedil;ok j&uuml;ride fotoğraf g&ouml;r&uuml;ş&uuml; benden farklı olan kişilerle bulundum. Se&ccedil;meler sırasında benimle aynı y&ouml;nde oy kullandıklarını g&ouml;rd&uuml;m. Nedense soyut d&uuml;zeyde konuşurken herkes farklı ve &ouml;zg&uuml;n olduğu izlenimini veriyor. Ama se&ccedil;meye gelince ortak doğrulardan ayrılamıyor. Amat&ouml;r fotoğraf d&uuml;nyasını ekonomik olarak besleyen başka kaynak yoktur. Yarışmalar bu camiaya az da olsa hem maddi destek sağlıyor hem de yeni &ccedil;alışmalara y&ouml;nlendiriyor. Ben yarışmaların s&uuml;rmesinden yanayım.</span></span></p>
<p><span style="font-size:20px;"><span style="color:#000000;"><strong>J&uuml;rilerin &ccedil;alışma y&ouml;ntemi</strong></span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-size:16px;">&Ccedil;ok eski yıllarda j&uuml;ri &ccedil;alışmalarını hızlandırmaya, kısaltmaya y&ouml;nelik bazı el &ccedil;abuklukları ve dil becerileri g&ouml;rd&uuml;k. Ne mutlu ki en az 20 yıldan beri hangi yarışma j&uuml;risine katılmışsam orada artık şaşmaz bi&ccedil;imde aynı y&ouml;netim yerleştiğini g&ouml;r&uuml;yorum. Bu y&ouml;ntem, peş peşe yapılan d&ouml;rt beş tur ile fotoğrafların elenmesi sonunda finale kalan fotoğrafların kapalı oyla değerlendirilmesi yoludur. Artık gelenekleşmiş bu y&ouml;ntemin Federasyon tarafından uyulması gerekn y&ouml;ntem olarak benimsenip bir y&ouml;nerge ile duyurulmasını bekliyorum. Bu y&ouml;ntemle yapılan yarışma sergilerine gittiğinizde belki &ouml;d&uuml;l grubundaki sıralamayı beğenmeyebilirsiniz. Ama asla sergileme i&ccedil;inde &ouml;d&uuml;ll&uuml;k adaylar ve &ouml;d&uuml;l grubu i&ccedil;erisinde de &ccedil;er &ccedil;&ouml;p bulamazsınız.</span></span></p>
<p><span style="font-size:20px;"><span style="color:#000000;"><strong>&Ouml;d&uuml;llendirilmiş, hatta daha &ouml;nce sergilenmiş fotoğraflar yeni yarışmaya girmesin mi?</strong></span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-size:16px;">&Ouml;teden beri FIAP patronajlı yarışmalara daha &ouml;nce birka&ccedil; kez &ouml;d&uuml;l almış fotoğrafların katıldığını g&ouml;rd&uuml;k. Bunlardan bir kısmı yeniden &ouml;d&uuml;l grubuna girdiği halde bazıları finale bile ulaşamadılar. Bunda şaşıracak bir şey yoktur. Her yarışmanın &ccedil;ıtasını yani baremini, katılım kalitesi belirler. &Ouml;d&uuml;ll&uuml; ve sergileme almış fotoğrafların yarışmadan yasaklanması ve sahiplerinin engellenmesi abs&uuml;rd bir durumdur. Kimileri hep aynı fotoğrafları g&ouml;rmekten bıktık, izleyiciye yeni şeyler sunmak gerekir gibi kaliteyi değil de değişik olmayı &ouml;ne alan a&ccedil;ıklamalar yapabilirler. Farklı olmayı kaliteye yeğ tutatn bu g&ouml;r&uuml;şe hi&ccedil;bir vakit katılmadım. Buna itibar edersek bir şehrin simgesi olmuş, insanların y&uuml;zyıllardır g&ouml;re g&ouml;re usandığı (!) eserleri yıkıp yerine yenilerini yapmak d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lebilir.</span></span></p>
<p><span style="font-size:20px;"><span style="color:#000000;"><strong>Yarışmalar yapılmasın mı?</strong></span></span></p>
<p><span style="color:#000000;"><span style="font-size:16px;">Bir tarihte Ankara&rsquo;da bir AFSAD yarışmasın aj&uuml;ri olarak &ccedil;ağrılmıştım. Kalabalık j&uuml;ri &uuml;yelerini panel d&uuml;zeninde seyirciler karşısında oturttular ve dediler ki, her fotoğrafa sadece bir kez bakıp &uuml;zerinde konuşacaksınız. Ama asla bir fotoğrafı diğeri ile kıyaslamayacaksınız. Bu karar yarışma yapmış olmaktan duyulan pişmanlık anlamına gelir. Boşyere İstanbul&rsquo;dan Ankara&rsquo;ya gitmiş oldum ve bu değerlendirmeye katılmadım. Zaman zaman yarışmalara karşı g&ouml;r&uuml;ş belirtenler hep bu kıyaslama karşıtı sa&ccedil;malığı &ouml;ne s&uuml;rerler. &Ccedil;ocuk eğitiminde bazı pedagogların ana babalara tavsiyesi olan &ldquo;&ccedil;ocuklarınızı asla başka &ccedil;ocuklarla kıyaslamayın&rdquo; yollu tavsiyelerin uzantısı olan bu kıyaslama korkusu doğru fotoğrafın veya iyi fotoğrafın kişiden kişiye değişen bir g&ouml;receliğe bağlı olduğu gibi bir ka&ccedil;amağa sığınma isteğinden kaynaklanıyor. Bu inan&ccedil; fotoğrafın &ouml;ğrenilebilir ve &ouml;ğretilebilir olduğunun inkarı anlamına gelir. &Ouml;rg&uuml;n eğitim bir yana biz insanlar bu gezegende en az bir milyon yıldır yaşıyoruz. Bu s&uuml;re i&ccedil;inde g&ouml;zleyerek ve izleyerek biriktirdiklerimiz bize doğru ve g&uuml;zel konusunda bazı ortak sezgiler&nbsp;hatta yargılar kazandırdı. Bir de bunların yeni deneyimlerle ve eğitimlerle tescil edilmesi sonucu artık g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z yerde doğru ve g&uuml;zeli tanıyoruz. Ama konu &uuml;retme ve yaratmaya gelince bazı insanlar yapısal olarak yeterince ehil olmayabilirler. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insanların eşitliği sadece onlara tanınan haklar konusundadır. İnsanlar ne fiziksel olarak ne zihinsel olarak eşit yaratılmış değildirler. Herkesten sanatsal &uuml;retim beklenemez. Ama herkes değerlendirme konusunda yakın &ouml;l&ccedil;&uuml;tlere sahip olabilir. Farklılaşma sadece ayrıntıdadır.</span></span></p>
<p><em><span style="color:#000000;"><span style="font-size:16px;">* Bu yazı <strong>Fotoğraf Dergisi</strong>&rsquo;nin 119. sayısında (Şubat-Mart 2015) yayınlanmıştır.</span></span></em></p>The post <a href="https://www.fotografdergisi.com/fotograf-yarismalari/">Fotoğraf Yarışmaları</a> first appeared on <a href="https://www.fotografdergisi.com">Fotoğraf Dergisi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fotografdergisi.com/fotograf-yarismalari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaratıcılık ve Eğitim</title>
		<link>https://www.fotografdergisi.com/yaraticilik-ve-egitim/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=yaraticilik-ve-egitim</link>
					<comments>https://www.fotografdergisi.com/yaraticilik-ve-egitim/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[haber servisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Mar 2015 08:54:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Sabit Kalfagil]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratıcılık ve Eğitim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fotografbilgimerkezi.com/?p=5609</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzün çoğulcu üretiminin daha yüzyılın başında Ford Taylor sistemi ile niteliksiz emeğe göre planlanmış olması bir yaratıcılık örneğidir.</p>
The post <a href="https://www.fotografdergisi.com/yaraticilik-ve-egitim/">Yaratıcılık ve Eğitim</a> first appeared on <a href="https://www.fotografdergisi.com">Fotoğraf Dergisi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #696969;"><em><strong><span style="font-size: 16px;">Yazar: Prof. Sabit Kalfagil</span></strong></em></span></p>
<p><span style="color: #000000; font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Ormanda bir maymun daldaki meyveyi indirmek için bir bambu kamışı bulur. Meyveye uzanır yetişemeyince daha uzun bir kamış arar. Bulamayınca elindeki kamışı bulduğu daha kalın bir kamışın içine sokup onu uzatır, böylece meyveye yetişir. En ilkel konutun tropik bölgelerde kamıştan silindirik bir kulübe olduğu bilinir. Üstü konik bir şapka ile örtülüdür. Bir tek hacmi olan bu kulübeyi iki odalı yapmaya kalkınca, bunların çoğaltılamaz olduğu anlaşılmıştır. Dörtgen odalar böylece bulunmuştur. Böylece çok odalı binaların yolu açılmıştır. Bunlar hayatın pratiği ile ilgili çok temel örneklerdir. Sanattaki yaratıcılıkla ne ilgisi var diye düşünülebilir. Ama dünyanın harikalarına giden yol buradan başlar. Buradan Parthenon’a, Rodos Heykeli’ne, Süleymaniye’ye varılır. Eyfel Kulesi’ne çıkılır. Eyfel bir sanat eseri midir? diye sorabilirsiniz. Ne önemi var? O da kendi döneminin bir harikasıdır. Penisilini bulan Alexander Fleming’in yaptığının bir yaratıcılık olmadığını kim savunabilir. </span></p>
<p><span style="color: #000000; font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Bana göre sanatın ve bilimin orijini tektir ve zekadır. Nükleer enerjiyi hayatımıza kazandıranlar sadece atom bombası ile felaketlere sebep olmakla suçlanmak yerine, nükleer tıbba kazandırdıkları ile anılmalıdırlar. Bu da bir yaratıcılıktır. Sanatın orijininde var olduğuna inandığım duygular, sezgiler veya ilhamlar gibi adlandırılan yakalayışın bilim adamında da var olduğunu biliyoruz. Bütün öğrendiklerini ve gözlemlerini biriktiren yaptığı yüzlerce deneyin çilesi ile belli bir kıvama gelen bilim adamı bir sabah uyanınca bunların sentezi ile gerçeği fark eder. Hamamda tasın suda yüzdüğünü belki yüzlerce kez görmüş olan Arşimet sadece bir gün birdenbire Evraka diye çılgınlar gibi bağırmıştır. Böyle ifade edilince yaratmanın oturduğumuz yerde gelen bir ilham olduğu sanılabilir. <strong>Oysa yaratma bir çile sonucu gerçekleşir.</strong> Sadece elektrik lambasının filamanını yapabilmek için Edison ve asistanının birlikte yüzlerce malzemeyi deneyip başarısız olduğu bilinmektedir. Böyle bir gecenin sabahında Edison ümitsizlikten bir kenara çökmüş olan asistanını teselli etmiş. Ne üzülüyorsun demiştir.  Hiç değilse bu kadar malzemenin bu işe yaramadığını öğrendik. Yaratıcılık bu enerjiyi bu yürekliliği gösterenlerin harcıdır. Tembel harcı değildir. Sabaha kadar barda kafayı çekip, sabaha karşı atölyesine çıkıp 3&#215;3 metrelik siyaha boyanmış koca bir tuvalin üzerine küçücük bir yeşil elma çizip geceyi bu şaheserle noktalayanların harcı değildir. Sikstina Şapeli’nin tavanındaki yüzlerce panonun her birini sırt ağrıları içinde bıkmadan usanmadan şaheserlerle dolduran, Michelangelo’nun harcıdır. İçinde bu itici gücü yaratma dürtüsünü bulanların işidir.</span></p>
<p><a href="http://fotografbilgimerkezi.com/wp-content/uploads/2015/03/skeduc.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-5610" src="http://fotografbilgimerkezi.com/wp-content/uploads/2015/03/skeduc.jpg" alt="Colorful Chalk at Chalkboard" width="500" height="333" srcset="https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2015/03/skeduc.jpg 500w, https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2015/03/skeduc-300x200.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></a></p>
<p><span style="color: #000000; font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Ben insanların eşit nitelikte yaratıldığına inanmam. İnsanlar gerek fiziksel gerekse mental bakımından farklı değerleri miras alırlar. İnsanların eşitliği sadece yasalar önündedir. Haklar yönündedir. Yoksa her insandan yüksek zeka ve yaratıcılık beklenemez. Yaratıcılık yüksek mental değerlere sahip, seçkin insanların işidir. Yaratıcılığın matematik ve sosyal yönlerini tartışa dursunlar hangi dalda olursa olsun, sonunda yaratıcılık, beklentisi olan meslekte, ortanın altında zekalar aday olamazlar.</span></p>
<p><span style="font-size: 18pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><span style="color: #000000;"><strong>Nereye kadar eğitim?</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #000000; font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Günümüzün çoğulcu üretiminin daha yüzyılın başında Ford Taylor sistemi ile niteliksiz emeğe göre planlanmış olması bir yaratıcılık örneğidir. Bu sistemde üretim yapan kişiye tekil bir işlevin tekrarı öğretilir. Ve kişi uzun süre belki bıkıncaya kadar üretimi böyle yapar. Bu işten bıkarsa değişik başka bir işte bir başka tekrarla hayatını sürdürür. Bunun bir üst düzeyinde küçük yaratıcılıklar gerektiren ustalıklar kademesinde çalışanlar vardır. Bunlar sistemin küçük problemlerini çözerler. Bunların da üstünde mühendis kadrosu daha genel sorunların güvencesi olarak çalışırlar. Ve daha kavrayıcı, kapsayıcı zeka ve bilgi sahibi olmak zorundadırlar. En sonunda bütün bu sistemi kurgulayan ve işleten bir beyin vardır ki; asıl yaratıcı zeka sahibi odur. Ülkelerin eğitim sisteminin kademeleri ile ülkenin üretim kademeleri arasında geçişe elveren bir paralellik olmalıdır. Bantta çalışacak bir işçinin elbette okuryazar olması şarttır. En az ilkokul mezunu olmalıdır. Ustalar mutlaka bir meslek eğitiminden geçmelidirler. Her üretim dalı için bir eğitim ve bu eğitimi veren okullar bulunmalıdır. Dönüp ülkemize bakalım. Neredeyse hiçbir konuda ustalık okulu yoktur. Oysa bir vakitler, örneğin; inşaat dalında ustalık okulları vardı. Daha sonra kapatıldı. Nedeni insanımıza <strong>haddini bilmezlik</strong> aşılandı. Bütün aileler yeterli olsun olmasın çocuklarının üniversite mezunu olmasını istiyorlar. İşçiliğin bir üst kademesi olan formen teknikerler için de mutlaka her dalda teknik meslek okulları olmalı ve adaylar bu okullarda eğitim almalıdırlar. Yine eski yıllarda varolan bu tür okullar tekniker ve yüksek tekniker okulları aynı nedenle üniversite olma isteği yüzünden kapatıldılar. Bu okullarda okuyanların gelecek için hayali başında baret üstünde tulum olan bir görüntü değildir. Bunun yerine bir masa ve bir telefon arkasında oturan takım elbiseli ve sağa sola emir yağdıran birisi hayal edilir. Sonuçta ana babalar öyle istedi diye, bu okullar o yüzden kapatıldılar. Bu hayalle mühendis olmaya kalkanlar da, mühendisin masasında oturan bir teknisyen olmaktan ileri gidemediler. Masa başına talip bu beklenti, mühendisleri de işin uzağına düşürmüş oldu. Yol inşaatları yapılırken işin başında hiç mühendis göremezsiniz. Bu yüzden yaratıcılık beklentiniz şöyle dursun, bir teknisyen denetimi ile olabilecek işler bile sahipsizdir. Bir fabrikada kabaca her kademede kaç işçi çalıştığını örnekleyelim. Üretimde çalışan 3 bin işçi olsun. 300 usta, 50 teknisyen, 20 mühendis ve 1 fabrika müdürü oldukça uygun bir orandır. İlerde meydana gelecek yön değişiklikleri de düşünülerek bu dağılım öğrenci nüfusunu gereken okullara dağılımı konusunda şöyle bir oran verebilir. Yüzde 100’ü ilkokulda okuyacaktır. Yüzde 70’i mutlaka bir meslek okulunda, yüzde 15-20’si yüksek meslek okulunda, yüzde 10’u da üniversitede okuyacaktır. Oysa ülkemizde ilköğretimi bitiren her öğrencinin, zeka seviyesi ne olursa olsun üniversite okumaya elverişli olduğu düşünülür. Eğitimin sonuna kadar gitmesi şartmış gibi yüksek öğretim kurumlarına gereksizce yüklenilmektedir. Hatta bu kurumlar işgal altındadır.</span></p>
<p><span style="font-size: 18pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><span style="color: #000000;"><strong>Her ile bir üniversite şart mı?</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #000000; font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Ülkemiz bütçesini tahsis edebileceğimiz üretime yönelik ara eleman eğitimi dururken, üniversite sloganının peşine düşülmekte ve kaynaklarımız boş bir beklenti için ziyan edilmektedir. Bu durumda yeterli olmayan öğrencilerin elenip geri gönderilmesi beklenirken, aksine onları mezun edebilmek için başarı çıtaları sürekli aşağı çekilmekte ve ortaöğretim düzeyinde üniversite diplomaları verilmektedir. Bu düşük seviyeye rağmen hala başarılı olmayanlar varsa, af üstüne af çıkarıp, bunların ne pahasına olursa olsun diploma alması sağlanıyor. Böylece sözüm ona iyi niyetle, ülkeye en büyük zarar verilmiş oluyor. Ortaöğretimin izlenmesi için yeterli zeka seviyesi üniversite okumaya yetmeyebilir. Ülke ortaöğretim hizmeti verdiği her gence üniversite eğitimi sağlamak zorunda değildir. Bu yüzden bir sınavla seçme yapılması doğaldır. Bu sınavda herkesin başarılı olması beklenemez. Bu adı üstünde bir seçme ve eleme sınavıdır. Yeter ki; bu sınav gerçek bir seçim sağlayabilsin. Milyonların kapıda beklemesi ve üniversitelere girememesi devletin bir eksikliği değildir. Burada yanlış olan üniversiteye alınmamak değil, haddini bilmez bir biçimde ısrarla kapılara yığılmaktır. Bu gençler çok önceden bir meslek okuluna alınmış ve çoktan üretime katılmış olmalıydılar. Ülke ekonomisine yük olmaları gereksizdir. 30 yaşına kadar hala ailesine yük olan gençlerin varlığı utanılacak bir durumdur. Seçme ve yerleştirme işlemine gelince gençlerin birden çok tercih kullanıyor olması hiçbir saygıyı hak etmiyor. Kelimenin adı üstünde tercihtir. Bir gencin birbirine yakın bir iki mesleği işaret etmesi anlaşılabilir. Ama on tercih gibi bir saçmalığı kimseye anlatamazsınız. Bu iş arayan adamın “<strong>ne iş olsa yaparım abi</strong>” demesi gibi bir çaresizliği ifade eder. Ne olursa olsun yeter ki; bir üniversite diploması olsun, son derece aşağılayıcı bir durumdur. Üretimin herhangi bir dalında teknik ara eleman olmayı seçmiş olmak ve üretime katılmış olmak bana göre çok daha saygıyı hak ediyor. Gençleri bu hale getirenlerin sorumluluğudur bu. Belli dallara girebilmek için belirlenen kontenjan, rağbete göre değil ülke ihtiyacına göre olmalı. Peki, kontenjan ülke ihtiyacına göre örneğin, Devlet Planlama Teşkilatı’nca mı belirleniyor? Hayır, büsbütün başka kriterlere göre. Peki, bu miktarı ülke istihdam edebilecek mi? Hayır, belli değil. O halde kontenjanın anlamı yok. Peki sınav o dalın gerektirdiği formasyon ve zeka seviyesini ölçüyor mu? Hayır. Sınav bütün dallar için genel bir sınav olarak yapılıyor. Peki, hangi dallar yüksek puan gerektiriyor. Örneğin daha çok yaratıcılık gerektiren sanat ve mühendislik dalları için mi? Hayır o yıl hangi dalda talep çoksa oraya yüksek puanla alınıyor. Peki, bu yüksek talep oranı yüksek istihdama göre mi? Hayır belli değil. Bu arada bazı yıllar daha çok talep işletme, bazı yıllar tıp dalı için olabilir. 1950’li yıllarda mühendislik dallarına en yüksek puanla girilirken şimdi daha kolay giriliyor. Bu oranda en şaşılacak durum sanat fakültelerine en düşük puanla giriliyor olmasıdır. Ne pahasına olursa olsun, herhangi bir fakülteye girsin de, avare olmasın diyen aileler, çocuklarını bir tür sığınma evi niyetine buralara gönderiyorlar. İşin kötüsü bu çok yanlış yerleştirmenin zararı sadece üretimden alınıp bir tür tembelhaneye yerleştirilen bu çocuklara değil aynı zamanda burada okumayı gerçekten hak etmiş yetenekli öğrencilere oluyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000; font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Bir öğretmen ne denli dürüst olursa olsun, başarı çıtasını sınıfın ortalamasına göre aşağı indirebiliyor. Bence zaaf sayılacak bu eğilimde, Avrupa Birliği’nin dayattığı Çan Eğrisi de başarıyı güvenilmez hale getiriyor. Buna göre başarı derecesi örneğin, 10 üzerine 7 gibi olan bir öğrencinin bir sınıfın ortalamasına göre 9 gibi değerlendirilirken, başka bir sınıfın ortalamasına göre başarısız sayılabiliyor. Başarının bu denli güvenilmez ve göreceli hale getirilmesi bizim bilip saygı duyduğumuz eski Avrupa kültürü ile bağdaştırılamaz. Velhasıl yeteneksizliğe ve tembelliğe ödül veren bu atmosfer içinde sürekli olarak aşağı düşen çıta, yetenekli ve çalışkan öğrencileri atalete sevk ediyor. Üniversite onlara yarar yerine zarar veriyor. Diğerlerinin hedefinde ve geleceğinde ise sadece bir diploma olduğu için ülkenin bilerek üretimden alıkoyduğu bu gençlerden herhangi yararlanma olamıyor. Bu durum karşısında ülkemin ve devletimin eğitimden ciddi bir beklentisi olmadığını düşünüyorum. Sanki adet yerini bulsun dışarıya karşı kötü görünmeyelim diye bunca okul, sonra her ilde üniversite sloganları, sanki Türkiye’nin gerçek ihtiyacı üniversiteymiş gibi…</span></p>
<p><span style="font-size: 18pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><span style="color: #000000;"><strong>Açığı sokak kapatıyor</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #000000; font-size: 14pt; font-family: arial, helvetica, sans-serif;">En büyük sektörümüz inşaattır. Bu dalda hiçbir meslek okulu yok. Olanlar da kapatıldı. Halbuki değil onlarca, yüzlerce yapı okulumuz olmalı. Buralarda duvarcı, kalıpçı, demirci, marangoz, tesisatçı, elektrikçi yetişmeli. Peki, bu açığı kim kapatıyor? Sokak kapatıyor. Bu yüzdendir ki; bizde bir özdeyiş var. &#8220;<strong>Okul başkadır, sokak başkadır&#8221;</strong> diye&#8230; Eğer bu doğru ise bunlardan biri ya da her ikisi birden yanlış demektir. Aynı slogan karşılılığını politikada da bulmaktadır. Bu dalda da sokak kapatıyor açığı. <strong>Bugün de Türkiye’yi yöneten sokaktır!</strong></span></p>The post <a href="https://www.fotografdergisi.com/yaraticilik-ve-egitim/">Yaratıcılık ve Eğitim</a> first appeared on <a href="https://www.fotografdergisi.com">Fotoğraf Dergisi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fotografdergisi.com/yaraticilik-ve-egitim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fotoğraf Eğitimimiz</title>
		<link>https://www.fotografdergisi.com/fotograf-egitimimiz/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=fotograf-egitimimiz</link>
					<comments>https://www.fotografdergisi.com/fotograf-egitimimiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[haber servisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2014 13:12:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Profesyonellerden öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf Eğitimimiz]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğraf okulları]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Sabit Kalfagil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fotografbilgimerkezi.com/?p=5115</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eski alışkanlıklarla da derneklerde eğitim, sınıfta tahta başında veya ekranda veriliyor. Sonunda da bir veda pikniği gibi sembolik bir çekim gezisi yapılıyor. Bu yolla fotoğrafçı olunamaz!</p>
The post <a href="https://www.fotografdergisi.com/fotograf-egitimimiz/">Fotoğraf Eğitimimiz</a> first appeared on <a href="https://www.fotografdergisi.com">Fotoğraf Dergisi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#696969;"><em><strong><span style="font-size:14px;">Yazar: Prof. Sabit Kalfagil</span></strong></em></span></p>
<p><span style="font-size:16px;"><span style="color:#000000;">Bu değerlendirme ilk fotoğraf makinesine sahip olduğum 1952 yılından başlayan 62 yıllık bir deneyimin sonucudur.&nbsp;</span><span style="color:#000000;">Sene 1952, Lise &ouml;ğrencisiyim. Babamın makinesi bana kaldı. Arkadaşım Sel&ccedil;uk Akder&rsquo;le birlikte onların &ccedil;atı katı arasında karanlık oda kuruyoruz. İthalatın yasak olduğu yıllar. Agrandiz&ouml;r gelmiyor, iş başa d&uuml;şt&uuml;. Makineler 6&#215;9, işimiz zor. İki bakır tas, bir par&ccedil;a su borusu, bir ahşap tahta ve iki par&ccedil;a opal cam, bir tenekeci ustasının yardımı ile yapılan montaj&hellip; Işık kutusu tamam. Altına bir k&ouml;r&uuml;kl&uuml; makine bağlanınca sorun &ccedil;&ouml;z&uuml;ld&uuml;. Bu agrandiz&ouml;rle ıslak karanlık oda macerası 1960&rsquo;a kadar s&uuml;rd&uuml;. O yıl ithalat a&ccedil;ıldı. İlk kez Meopta agrandiz&ouml;rler geldi. Ama bu kez İstanbul&rsquo;dayım. Evde karanlık oda yok. Gece pencereler battaniyelerle sıkı sıkıya kapatılıyor. Oda d&ouml;şemesine bir muşamba seriliyor. Divan altından agrandiz&ouml;r ve k&uuml;vetler &ccedil;ıkıyor. Ge&ccedil; vakte kadar baskı yapılıyor.</span></span></p>
<p><a href="http://fotografbilgimerkezi.com/wp-content/uploads/2014/12/cameragrsl.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" alt="cameragrsl" class="aligncenter size-full wp-image-5116" height="350" src="http://fotografbilgimerkezi.com/wp-content/uploads/2014/12/cameragrsl.jpg" width="350" srcset="https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2014/12/cameragrsl.jpg 350w, https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2014/12/cameragrsl-150x150.jpg 150w, https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2014/12/cameragrsl-300x300.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 350px) 100vw, 350px" /></a></p>
<p><span style="font-size:16px;"><span style="color:#000000;">1965&rsquo;de kendi binamızı yaparken k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir de karanlık olda yaptık. Artık orada daha uygun koşullar var. Bunu izleyen on, on beş yıl boyunca hafta sonları bazı gen&ccedil; arkadaşlar geliyor, birlikte fotoğrafa &ccedil;ıkıyoruz. Bazen Kumkapı&rsquo;daki balık&ccedil;ı barınağına gidiyoruz. Adres b&ouml;yle olunca sanılmasın ki, Kumkapı meyhanelerinde keyif yapıyoruz. Tam tersine, &ouml;ğle yemeği bile yemeden, bazen bir simitle akşama kadar ağır iş&ccedil;i gibi &ccedil;alışıyoruz. Akşam eve d&ouml;n&uuml;nce de &ouml;nceki haftalara ait banyodan d&ouml;nm&uuml;ş dialara, projeksiyonda bakarak eleştiriyoruz. Eleştiriler s&uuml;rekli daha iyi nasıl olmalıydı &uuml;zerine. Bu gen&ccedil;lerden bazılar altı ay gibi kısa bir s&uuml;re sonra &ldquo;Fotos&rdquo; gibi ancak bir portfolyo incelemesinden sonra &uuml;ye kabul eden bir dernekte kabul g&ouml;rd&uuml;. Bazıları ilk sergilerini a&ccedil;tı. Hal b&ouml;yle olunca sandım ki ben bu işi iyi &ouml;ğretiyorum. Oysa 1979&rsquo;dan başlayıp bug&uuml;ne kadar devam eden otuz beş yıllık &ouml;ğretmenlik deneyimim iki şey g&ouml;stermiş oldu. Birincisi, iyi yetişmiş &ccedil;ocuklar i&ccedil;in keramet bende değil kendilerindeymiş. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar yetenekli ve istekli idiler. İkincisi ise fotoğrafın &ouml;rg&uuml;n eğitiminin sınıflarda yapılması yanlıştır. Okullar yokken &ccedil;aresizce uyguladığımız doğal y&ouml;ntem daha doğruymuş. Nitekim &ouml;rg&uuml;n eğitim s&uuml;resinde olanak bulup yaptığımız on beşer g&uuml;nl&uuml;k Anadolu gezileri sonunda, (gezide hi&ccedil;bir ders yapılmadığı halde) &ouml;ğrencilerin &ouml;nemli kondisyon kazandığını g&ouml;rd&uuml;m.</span></span></p>
<p><span style="font-size:16px;"><span style="color: rgb(0, 0, 0); line-height: 1.6;">B&uuml;nyelerinde fotoğraf b&ouml;l&uuml;m&uuml; a&ccedil;an &uuml;niversiteler bu b&ouml;l&uuml;m&uuml; de resim, grafik gibi d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ler. &Ouml;rneğin Mimar Sinan G&uuml;zel Sanatlar &Uuml;niversitesi&rsquo;nde de, Marmara &Uuml;niversitesi&rsquo;nde de kuruluşun alt yapısı sadece sağlanan bağışlarla ger&ccedil;ekleşti. Zaman i&ccedil;inde bırakın demirbaşları, sarf malzemeleri de g&uuml;&ccedil;l&uuml;kle sağlanabildi. &Ccedil;ok sınırlı olanaklarına rağmen bir amat&ouml;r&uuml;n yapabildiği harcama kadar, devlet olanaklarının bir &ouml;ğrenciye kullandırılmaması ve eğitimin sınıflara hapsedilmesi bu eğitimden devletimizin ciddi bir beklentisi olmadığı, bu b&ouml;l&uuml;mlerin sadece adının varlığı ile yetinildiği anlamına gelir.</span></span></p>
<p><span style="font-size:16px;"><span style="color:#000000;">Bu t&uuml;r eğitim alışkanlığının derneklere de yansıdığı g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. Buralarda verilen kurslara katılanlar genellikle iş g&uuml;&ccedil; sahibi oldukları i&ccedil;in kurslar ancak akşam saatine bırakılıyor. Eski alışkanlıklarla da derneklerde eğitim, sınıfta tahta başında veya ekranda veriliyor. Sonunda da bir veda pikniği gibi sembolik bir &ccedil;ekim gezisi yapılıyor. Bu yolla fotoğraf&ccedil;ı olunamaz! Bir kursa gidip ehliyet alan kişinin hemen şof&ouml;r olamayacağı gibi. Bu ancak 25-30 bin km yaptıktan sonra ger&ccedil;ekleşebilir. Kişi bu s&uuml;reci yaşamamışsa bedelini &ccedil;ok acı bir bi&ccedil;imde &ouml;der. Yeterince kondisyon sahibi olamamış bir amat&ouml;re bu eksikliği &ccedil;evresince pek ifade edilmez. &Ccedil;evrede benzer durumda olanlar, birbirlerinin sırtını sıvazlayarak, k&ouml;rler ve sağırlar misali yaşayıp giderler. Bu kişiler, eğer ger&ccedil;ek bir fotoğraf işi yapmıyor iseler, bu eksikliğin kimseye bir zararı olmadığı s&ouml;ylenebilir. Ne var ki, derneklerin etkinlikleri T&uuml;rkiye&rsquo;nin fotoğraf platformunu temsil ediyor ve işlerin ortalaması T&uuml;rk fotoğrafının seviyesini belirlemek gibi bir sorumluluk taşıyor.</span></span></p>
<p><span style="font-size:16px;"><span style="color: rgb(0, 0, 0); line-height: 1.6;">Bu arada A&ccedil;ık &Ouml;ğretim &ccedil;er&ccedil;evesinde de fotoğraf ve video dalının uygulamaya konulduğu g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. Biz sınıflarda yapılan eğitimin bile yetersiz olduğunu s&ouml;ylerken b&ouml;yle bir uygulamaya ne denebilir? Olsa olsa fotoğraf yapmak yerine, fotoğraf konuşmanın yerleştirildiği d&uuml;nyamızın geleceği her halde b&ouml;yle hazırlanıyor olmalı.</span></span></p>
<p><span style="font-size:16px;"><span style="color:#000000;">İlk kez 1950&rsquo;lerde başlayan &ldquo;mektupla eğitim&rdquo;i alaya alan bir anekdot aklıma geldi. Paris&rsquo;te yolda uygunsuz bir davranışta bulunan şof&ouml;re &ouml;teki şof&ouml;r camını a&ccedil;arak bağırır <strong>&ldquo;yahu ne yapıyorsun, ehliyeti mektupla mı aldın!&rdquo;</strong> diye. İlgililere selam olsun.&nbsp;</span></span></p>The post <a href="https://www.fotografdergisi.com/fotograf-egitimimiz/">Fotoğraf Eğitimimiz</a> first appeared on <a href="https://www.fotografdergisi.com">Fotoğraf Dergisi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fotografdergisi.com/fotograf-egitimimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fotoğraf Ustalarının Sırları</title>
		<link>https://www.fotografdergisi.com/fotograf-ustalarinin-sirlari/?utm_source=rss&#038;utm_medium=rss&#038;utm_campaign=fotograf-ustalarinin-sirlari</link>
					<comments>https://www.fotografdergisi.com/fotograf-ustalarinin-sirlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[haber servisi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Dec 2014 09:33:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[FBM Video]]></category>
		<category><![CDATA[Profesyonellerden öneriler]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf Ustalarının Sırları]]></category>
		<category><![CDATA[Kingston]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Sabit Kalfagil]]></category>
		<category><![CDATA[sabit kalfagil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fotografbilgimerkezi.com/?p=5034</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fotoğraf dünyamızın usta isimlerinden Prof. Sabit Kalfagil, “Fotoğraf Ustalarının Sırları” isimli yeni bir video belgesel serisinin ilk konuğu oldu.</p>
The post <a href="https://www.fotografdergisi.com/fotograf-ustalarinin-sirlari/">Fotoğraf Ustalarının Sırları</a> first appeared on <a href="https://www.fotografdergisi.com">Fotoğraf Dergisi</a>.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: rgb(0, 0, 0);"><span style="font-size: 18px;"><strong>Fotoğraf d&uuml;nyamızın usta isimlerinden Prof. Sabit Kalfagil, &ldquo;Fotoğraf Ustalarının Sırları&rdquo; isimli yeni bir video belgesel serisinin ilk konuğu oldu.</strong></span></span></p>
<p><a href="http://fotografbilgimerkezi.com/wp-content/uploads/2014/12/mansetsk.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" alt="mansetsk" class="aligncenter size-full wp-image-5037" height="333" src="http://fotografbilgimerkezi.com/wp-content/uploads/2014/12/mansetsk.jpg" width="500" srcset="https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2014/12/mansetsk.jpg 500w, https://www.fotografdergisi.com/wp-content/uploads/2014/12/mansetsk-300x199.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></a></p>
<p><span style="color: rgb(0, 0, 0);"><span style="font-size: 18px;"><strong>Kingston Technology </strong>sponsorluğunda hazırlanan yeni serinin ilk b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde <strong>Prof. Sabit Kalfagil </strong>izleyicilere fotoğraf&ccedil;ılık alanında &ouml;nemli bilgiler ve ipu&ccedil;ları veriyor.</span></span></p>
<p><iframe loading="lazy" allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="//www.youtube.com/embed/cdCftSdrjJM" width="560"></iframe></p>The post <a href="https://www.fotografdergisi.com/fotograf-ustalarinin-sirlari/">Fotoğraf Ustalarının Sırları</a> first appeared on <a href="https://www.fotografdergisi.com">Fotoğraf Dergisi</a>.]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fotografdergisi.com/fotograf-ustalarinin-sirlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
