Yüzyılın Felaketi: Çernobil

Çernobil ismi, 34 yıl önce yaşanan, yüzyılın en büyük nükleer felaketini bize hatırlatıyor.

Küba’ya MSC farkıyla…
Tamron objektiflerle Kaş esintileri…
Kara Kıta’nın vahşi doğasını keşfetmeye ne dersiniz?

Yazı ve Fotoğraflar: Ömer Serkan Bakır

Çernobil ismi, 34 yıl önce yaşanan, yüzyılın en büyük nükleer felaketini bize hatırlatıyor. Dile kolay tam 34 yıl önce yaşanan bu kazanın etkisi halen devam ediyor. Şimdilerde ise özellikle genç jenerasyonun pek bilgi sahibi olmadığı bu felaket, HBO’nun “Chernobyl” dizisi ile yeniden gündeme gelmiş durumda. IMDb’de 9.5 gibi çok yüksek bir puan sahibi olan bu mini dizi, 71. Emmy Ödülleri’nde de 3 dalda ödül kazandı. Gerçek olaylara olabildiğince sadık kalan ve detaylara önem veren bu mini dizi, o yılları yaşamamış olanlara bu acı felaketi tüm çıplaklığıyla tekrar göstermiş oldu.

001 995A1745 - Yüzyılın Felaketi: Çernobil

Patlamanın yaşandığı Çernobil Nükleer Santrali 4 nolu reaktör

Saatler gece yarısını gösterirken…

26 Nisan 1986 tarihinde saatler gece yarısını gösterirken, Çernobil Nükleer Santrali 4 nolu reaktörde meydana gelen patlama bu alandaki en büyük facia olarak dünya tarihine geçti. Patlama anında ve kısa bir süre sonra 30 kişi hayatını kaybetti. Ancak insan kayıpları maalesef bununla sınırla kalmadı. Bu kazadan etkilenen kişilerin sayısı halen net olarak bilinmese de on binlerce insanın şiddetli bir şekilde radyasyona maruz kaldığı tahmin ediliyor. Bu insanların bazıları aylar, bazıları ise birkaç yıl içerisinde hayatlarını kaybettiler. Patlamanın etkisiyle radyasyon çok geniş bir alana yayıldı. Ukrayna ve çevresindeki ülkeler bu olaydan ciddi bir şekilde etkilendi. Hatırlarsanız ülkemizde özellikle Karadeniz çevresindeki etkisi uzun zaman konuşulmuş ve “radyasyonlu çay” konusu gündemimizi epey meşgul etmişti. Tabi sonrasında hızla artan kanser vakalarını da unutmamamız gerekiyor.

Yağmur ve rüzgarla taşınan radyoaktif maddeler o yıllarda sadece insanları etkilemedi. Hayvanlar, bitkiler ve tüm canlıların yaşadığı toprakta da ölümcül etkisi oldu. Çernobil ve çevresindeki yasak bölge 4 bin kilometrekarelik bir alanı kapsıyor. 4 nolu reaktöre yaklaşık 30 kilometre mesafedeki tüm yerleşim yerleri ise patlamadan çok kısa bir süre önce tahliye edilmişti. Zaten şu anda da bu bölgede kimsenin yaşamasına izin verilmiyor.

Çernobil, Ukrayna başkenti Kiev’e yaklaşık 90 kilometre uzaklıkta. Pripyat ise, nükleer santralde çalışanlar için kurulan, o dönemin ilerisinde sayılabilecek örnek bir kent. Çernobil’e 2 kilometre uzaklıktaki Pripyat, 1970’li yıllarda kurulmuş ve mühendis, bilim adamı, işçi ve ailelerinin yaşadığı 50 bin nüfuslu bir yermiş. Tabi patlamanın ardından çok kısa bir süre içerisinde herkes tahliye edilmiş. Günümüzde ise hayalet şehir olarak anılıyor.

002 8H4A0934 - Yüzyılın Felaketi: Çernobil

Çernobil yakınlarında terk edilmiş evler ve iş yerleri…

Çernobil’e nasıl gidilir?

Şimdi bu kısa bilgilendirmeden sonra Çernobil ziyaretimden sizlere bahsetmek istiyorum. Tahmini 5-6 yıl önce terk edilmiş şehirlerle ilgili yabancı bir dergide çıkan makalede Çernobil fotoğraflarını görmüş ve çok etkilenmiştim. Son yıllarda Çernobil’in turistik olarak ziyaret edilebileceği ile ilgili de pek çok şey çıktı karşıma… Bir süredir araştırma yapmaya başladığım bu yer ile ilgili “Chernobyl” dizisi de işleri biraz daha hızlandırmama sebep oldu. Daha sonra Sevgili dostum Tulga Ozan’ın sahibi olduğu Dünya Değişmeden Seyahat Organizasyonu’nun bir Çernobil turu yaptığını gördüm. Kiev ve Çernobil’i içeren bu kısa gezide kendileri ile birlikte oldum. Yardımları ve destekleri için kendisine tekrar teşekkür ediyorum. Tulga Ozan bölgeyi 8 sene önce ilk ziyaret eden turistlerden biri olmuştu. 8 sene aradan sonra tekrar Çernobil’i ziyaret eden Tulga Ozan’ın yorumları ise şöyle:

“2019 yılında Çernobil seyahatine gittiğimizde 8 sene öncesine göre en fazla dikkatimi çeken kısım, olayın tarihini günümüzde değişen şartlara göre nasıl farklı yorumladıkları oldu. İlk gittiğim dönemde turistik gezilere yeni başlanması ve belki de milli gururun etkisi ile söylem Sovyet dönemini korumaya dayalı olsa da açıklama yapan kişiler halen bölgede çalışan bilim adamlarıydı ve açıklamalar çok da mantıksız gelmemişti.

Ancak Euromaidan sonrası değişen dengeler ve yaşanan iç savaşın Ukrayna halkına SSCB döneminde yaşanan tüm geçmiş kötülükleri hatırlatması ve sanırım bölgede en yüksek turistik talebin oluşmasına sebep olan HBO dizisi Chernobyl sebebiyle son seyahatimizde söylem tamamen Amerikan dizisinin Ukraynalı rehberler tarafından anlatımına dönüşmüştü.

Açıkçası ilk seferin ya da ikincinin gerçeğe ne kadar yakın olduğunu söyleme şansımız pek yok. Şu anda Ruslar da Amerikalılara karşı yeni bir dizi çekiyorlar, ama şartların tarihi bu kadar uç noktalarda şekillendirmesi beni en çok üzen ve şaşırtan nokta oldu. Çernobil Nükleer Santrali tamamen bittiği zaman belki de SSCB’nin yıkılmasını uzunca süre geciktirebilecek, o dönem için dünyadaki en büyük nükleer enerji potansiyelini yaratacaktı. Santraldeki patlamanın yaşanan herhangi bir faciadan çok ötede politik sonuçlar doğurduğu da aşikar. Sovyetlerin proje şehri olarak tasarladığı ve elli bin kişilik Pripyat şehri ise dönemin finans merkezi olma hedefinde ilerlerken ve belki de Sovyetlerin değişen bir vizyonunun simgesi olmaya hazırlanırken, patlamanın en büyük kutlama günü olarak belirlenen 1 Mayıs’tan sadece birkaç gün önce olması ise ilk seyahatimde bölgede çalışanların üzerine en çok komplo teorisi kurduğu konu olmuştu.”

005 8H4A1083 - Yüzyılın Felaketi: Çernobil

Patlamadan hemen sonra terk edilmiş bir anaokulu

004 8H4A0958 - Yüzyılın Felaketi: Çernobil

Çernobil’e giden yol üzerinde terk edilmiş pek çok ev var.

İlk olarak Çernobil’e nasıl gidilir sorusunu yanıtlamak istiyorum. Çernobil halen yasak bir bölge olarak konumlandırıldığı için elinizi kolunuzu sallayarak bu alanı gezmeniz mümkün değil. Hemen bir uyarı da yapmak istiyorum. Ukrayna’ya pasaportsuz, sadece kimlik kartımızla gidebilirken, Çernobil bölgesini gezebilmek için ise mutlaka pasaporta ihtiyacımız var. Çernobil bölgesi gezileri için sadece birkaç özel tur firmasına izin verilmiş ve günlük belli sayıda kişinin girmesine izin veriliyor. Bu yüzden mutlaka bir tur firması ile bölgeye gidilebiliyor. İki tür tur programı satılıyor. Birincisi günübirlik (bu bizim gittiğimiz), ikincisi ise bir gece konaklamalı… Seyahat dönemi ve seçtiğiniz tur programına bağlı olarak rezervasyonunuzu önceden yaptırmanız gerekiyor. Çernobil’e giden tur firmalarının otobüsleri Kiev tren garı yakınından kalkıyor. Belirlenen buluşma saatinde gittiğinizde isminiz kontrol edilerek hangi otobüste olduğunuz size söyleniyor. Her tur otobüsünde grubun büyüklüğüne göre 2-3 rehber bulunuyor. Çernobil turuna 18 yaşından küçük çocukların ve hamilelerin katılması yasak. Günübirlik tur fiyatları döneme ve firmaya göre değişse de yaklaşık 100-140 Dolar civarında… Bu fiyata öğlen yemeği de dahil. Ayrıca 10 Dolar depozito ile radyasyon ölçümü yapabileceğiniz Geiger Sayacı da kiralayabiliyorsunuz.

Bu arada bu seyahatimde de daha öncekiler gibi 2 DSLR ve 2 objektif ile fotoğraf çektim. Kullandığım makineler Canon EOS 5D Mark IV oldu. Bir gövdede Canon EF 24-70 f/2.8, diğerinde ise EF 70-200mm f/2.8 takılıydı.

008 8H4A1120 - Yüzyılın Felaketi: Çernobil

Çernobil Nükleer Santrali 4 nolu reaktörün üzeri güvenli bir şekilde kapatıldı.

Çernobil’e gitmek güvenli mi?

Turla ilgili bazı kısa bilgiler daha vermek istiyorum. Ancak ondan önce kafanızdaki “Çernobil’e gitmek güvenli mi?” sorusunun cevabını da yanıtlamak isterim. Çernobil faciasının üzerinden 34 yıl geçse de hala yasak bölgede radyasyon olduğu ve bu radyasyonun homojen bir şekilde dağılmadığını belirtmem gerekiyor. Yasak bölge rehberler eşliğinde gezilebildiği için yüksek oranda radyasyon olan alanlardan ya uzak duruluyor ya da çok hızlı geçiliyor. Bir de gezi boyunca kalınacak süre düşünüldüğünde çok yüksek bir radyasyona maruz kalınmıyor. En azından bize söylenen böyle! Esasında büyük şehirlerde yaşıyorsanız, teknolojik ürünlerden, görüntüleme cihazlarından ve çevremizden de belli bir oranda radyasyon alıyoruz. Hatta orta ve uzun uçak yolculuklarında tahmin ettiğinizden çok daha fazla radyasyona maruz kalıyoruz.

009 IMG 6119k - Yüzyılın Felaketi: Çernobil

Bir zamanların örnek gösterilen şehirlerinden Pripyat şimdi bir hayalet şehir…

Uyarıları dikkate alın!

Her ne kadar Çernobil turu sırasında insan sağlığına zararlı olmayacak derecede radyasyon alındığı söylense de bazı uyarılara mutlaka uymak gerekiyor. Gezi sırasında vücudumuzu açıkta bırakan kıyafetler (şort, etek, kısa kollu gömlek vs) giymemiz istenmiyor. Açıkta yemek yemek ve su içmek yasak. Bunun dışında yasak bölgedeki hiçbir şeye dokunmamanız ve yanınıza almamanız, yere oturmamanız, çantanızı ve eşyalarınızı yere koymamanız isteniyor. Tura çıkmadan önce okuduğum birkaç yazıda turda giyilen kıyafetlerin atılması öneriliyordu. Bunun pek gerekli olmadığı konuşulsa da ben yanımda götürdüğüm ve o gün giydiğim eski bir ayakkabıyı çöpe attım. Turdan sonra kıyafetleri havalandırmak ve dönüşte de çamaşır makinesinde yıkamak yeterli oluyor.

Çernobil girişindeki ilk kontrol noktası, patlamanın olduğu yere yaklaşık 30 kilometre uzaklıkta. Burada pasaport, bilet ve genel kontroller yapılarak geçişinize izin veriliyor. Daha sonra bir güvenlik ve kontrol noktasından daha geçmeniz gerekiyor. Yasak bölgeye girdiğimiz anda Geiger Sayacı ile radyasyon seviyesini ölçtüğümüzde 0.13-0.20 μSv (mikro Sievert) arasında olduğunu gördük ki bu şehir hayatında da karşılaştığımız bir seviye…

007 8H4A0995 - Yüzyılın Felaketi: Çernobil

Duga Radar

Bölgeye giriş yaptıktan sonra yol üzerinde terk edilmiş bir köy, anaokulu ve sağlık ocağı gibi bazı yerleri geziyoruz. Bunlar içerisinde en etkileyici yer kuşkusuz anaokulu oluyor. Dağılmış yatakhane, saçılmış oyuncaklar, kıyafetler, belgeler, eski gazeteler ve artık parçalanmaya başlayan ahşap zemin… Anaokulunun girişinde Geiger Sayacı sesli olarak alarm vererek ötmeye başlıyor. Bu noktada ölçtüğümüz değer 3-4 μSv (mikro Sievert) arasında… Çernobil Nükleer Santrali’ne giderken yol üzerinde gezdiğimiz bir diğer önemli yer ise Duga Radar oluyor. Bu devasa radar sistemi soğuk savaş döneminde çok gizli bir merkezmiş. Radarın Çernobil alanına yapılmasının en büyük sebebi ise muazzam bir enerji ihtiyacıymış. Hatta o dönem böyle bir yapının olmadığı bile iddia ediliyormuş. Bu radar sisteminin görevi ise, o yıllarda olabilecek füze saldırılarını önceden haber vermekmiş. Yapımının uzun sürmesi ve o dönem için çok yüksek bir maliyetle yapılması ise her zaman eleştiri konusu olmuş. Hatta 4 nolu reaktör patladığında ilginin bu radardan uzaklaşmasını olumlu bulan Rus yetkililer olduğu söyleniyor.

1986 yılında Çernobil Nükleer Santral bölgesinde, patlamadan önce 4’ü çalışan ve 5.’si yapılmaya başlanan toplam 6 reaktör yer alıyormuş. 4 nolu reaktör patlayınca doğal olarak 5. ve 6. reaktörlerin yapımı durdurulmuş. Turumuzda 4 nolu reaktörü uzaktan gören bir noktada fotoğraf molası veriliyor. İçimden, santrale bundan daha fazla yaklaşamayız diye düşünürken hareket ettiğimizde otobüs santrale doğru yaklaşıp, etrafındaki yolda bir daire çiziyor ve tam önünde tekrar duruyor. Bu feci facianın yaşandığı 4 nolu reaktörün önünde olmak açıkçası beni biraz şaşırtıyor. Farklı duygular içerisinde deklanşöre basmaya ve bu anları kaydetmeye devam ediyorum. 4 nolu santralin patlayan ve açıkta kalan kısmı en son 2016 yılında beton, kurşun ve çelik malzemeler kullanılarak tamamen kapatılmış ve başka bir kazanın, sızmanın olması engellenmiş. Bu noktada ölçtüğümüz radyasyon değeri ise 0.90 μSv (mikro Sievert) civarında… Yani oldukça düşük sayılabilecek bir değer.

010 995A1777 - Yüzyılın Felaketi: Çernobil

Pripyat’ın en büyük otellerinden biri…

Öğle yemeğimizi de yine ilginç bir yerde yiyoruz. Santralin yemekhanesinde! Normalde iki çıkış noktasında yapılacak olan vücudumuzdaki radyasyon kontrolü bu kez yemekhanenin girişinde yapılıyor. Sade bir menü eşliğinde tüm ziyaretçiler ve görevliler yemeklerini burada yiyorlar. Yemekten sonra herkesin merak ettiği hayalet şehir Pripyat’a doğru yola çıkıyoruz. 1970 yılında inşa edilen bu kent patlamanın ardından bir günde boşaltılmış. Sadece bir bavul eşya almalarına izin verilen Pripyat’ta yaşayanlar asla geri dönememiş. Gerçekten kelimenin tam anlamıyla bir hayalet şehir olan Pripyat, o eski ihtişamlı günlerinden çok uzakta… Doğa her şeyi yavaş yavaş çürütüyor ve yok ediyor. Bugün bile Pripyat’ta dolaşırken şehrin her yerine gitmenize izin verilmiyor.

012 8H4A1244 - Yüzyılın Felaketi: Çernobil

Hiçbir zaman açılmayan lunapark…

Bu lunaparkta çocuklar oynayamadı

Pripyat’taki en hüzünlü yerlerden birisi de kuşkusuz lunapark. Patlamadan sadece beş gün sonra açılışı yapılacak olan lunaparkta hiçbir zaman çocuklar oynayamamış. Açılamadan kapanan acı dolu bir hikayeye sahip bu alanda metal eşyalar fazla olduğu için yüksek radyasyon değeri ölçülüyor. Özellikle çarpışan arabaların yakınında Geiger Sayacı sesli olarak alarm vererek sessizliği bozuyor. Lunaparkta 9-10 μSv (mikro Sievert) civarında ölçüm yaptım. Bu arada bölgedeki en yüksek değeri ise otobüsün içerisinde Kızıl Orman’dan geçerken ölçtüm. Yaklaşık olarak 27-30 μSv (mikro Sievert) civarındaydı.

014 995A1765 - Yüzyılın Felaketi: Çernobil

Çernobil yasak bölge sınırları içerisinde riskli pek çok bölge var.

Gün sonuna doğru bölgeden çıkarken yine iki kontrol noktasından geçiliyor ve vücudunuzdaki radyasyon seviyesi ölçülüyor. Özel bir cihazın içinde ayaklarınızı ve ellerinizi belirlenen yerlere koyarak ölçüm yapılıyor. 2-3 saniyede yapılan ölçüm sorunsuzsa yeşil ışık yanıyor ve kapınız açılıyor. Eğer radyasyon seviyeniz yüksekse kırmızı ışık yanıyor ve çıkmanıza izin verilmiyor. Bize söylenilen, radyasyon seviyesi yüksek çıkanların dışarı çıkmasına izin verilmediği ve hemen hastaneye götürüldüğü yönündeydi. Radyasyon konusunun biraz kafa karıştırdığını ve çokça kirli bilginin dolaştığını biliyorum. Bu konuda uzmanların da farklı görüşleri bulunuyor.

Ancak günümüzde bile tüm detayları ne yazık ki aydınlatılamamış bu büyük felaketin izlerini görebiliyoruz. Bundan sonraki yıllarda umarım bu tür çevresel felaketleri hiçbir zaman görmeyiz.

015 995A1717 - Yüzyılın Felaketi: Çernobil

1984 yılı öncesinde hayli kalabalık olan sokaklar şimdi doğaya ait.

Bu yazı Fotoğraf Dergisi’nin 148. sayısında (Aralık-Ocak 2020) yayınlanmıştır.

YORUMLAR

WORDPRESS: 0