Tarihin Derinliklerine Seyahat: Mısır

Klasik Mısır programında tarihin derinliklerinden çıkan binlerce yıllık eşsiz güzellikleri fotoğraflıyoruz.

Efsane ülke: Vietnam
Prontotour ve Canon İşbirliği
Takipçilerimize Prontotour’dan %40’a varan indirimler

Yazı: Prof. Emre İkizler – Fotoğraflar: Ömer Serkan Bakır

Antik dünyanın 7 harikasından ikisini barındıran ve “ölmeden önce görülmesi gereken yerler” listemin ilk onunda yer alan Mısır’a bir türlü gidememiştim. 2000’lerin başından itibaren ülkenin yoğun terör eylemlerine maruz kalması, yaşanan darbeler, sonrasında ise Türkiye-Mısır ilişkilerinin krize girmesi, bu ülkeye fotoğraf amaçlı gezi planları yapmamıza engel olmuştu.

Covid’19 sürecinde evlerimize hapsolup 3-4 yıl boyunca hiçbir ülkeye gidememiş olmak fazladan bir cesaret getirdi mi emin değilim, ama sevgili dostum Ömer Serkan Bakır’ın Mısır turu önerisini hiç düşünmeden kabul ettim. Sürekli birlikte seyahat ettiğimiz fotoğraf grubumuzdaki diğer arkadaşlarımız çeşitli mazeretlerle gelemeyeceklerini bildirince, biz iki fotoğrafçı, fotoğrafçı olmayan insanlarla birlikte Nisan ayı sonunda Prontotour’un “Klasik Mısır” tur organizasyonuna dahil olduk. Bu süreçte Türkiye-Mısır ilişkilerinin düzelmeye başlaması da vizenin kolaylaşması bakımından sevindirici bir gelişme oldu.

genel 010A6112 - Tarihin Derinliklerine Seyahat: Mısır

Nil Nehri’nde gün batımında felucalar

İdeal bir fotoğraf gezisinde uygun mevsim, ışıktan maksimum verim, yerel festivaller gibi pek çok konuyu düşünerek uzun süreli bir araştırma yaparak tarih belirleriz ve sonrasında da yerel turizm firmaları ile görüşerek uygun bir rota belirleriz. Bize ait bir minibüsümüz ve yerel bir rehberimiz olur; biz de yalnızca fotoğrafa konsantre oluruz. Ama bu kez öyle olamayacağı için ilk başta biraz endişelendim elbette. Amacı fotoğraf olmayan kalabalık bir grupla birlikte seyahat etmenin fotoğraf performansımızı etkilemesi kaçınılmazdı. Yine de Prontotour’un 8 günlük gezi programı neredeyse görmek istediğim tüm önemli noktaları kapsadığı için ve fiyatı da çok cazip olduğundan bu fırsatı geri tepmedim. İyi ki de öyle yapmışım.

Uygun fiyatlı turların en belirgin risklerinden biri olan charter uçuşları olumsuz etkisini hemen gösterdi ve sabah saatlerinde olması gereken uçuşumuzun öğleden sonraya sarkmasıyla ilk gün programında yer alan Hurgada’yı gündüz gözüyle görememiş olduk. Açıkçası, kendi adıma çok da fazla üzülmedim, çünkü hayalimdeki Mısır gezisi rotasında Hurgada zaten yer almıyordu. Eğer bu turu kendi başımıza ve kendi imkânlarımızla düzenlemiş olsaydık zaten Hurgada’yı programa hiç dahil etmezdik. Yalnızca, ilk önemli ziyaret noktamız olan Luksor’a yakınlığı nedeniyle havaalanının varlığından yararlanmak için düşünülebilirdi, o kadar…

Sonuç olarak, gezimizin ikinci günü gerçek anlamda ilk günü olarak kayıtlara geçiyor ve sabahın erken saatlerinde güzel bir otobüsle Luksor’a doğru yola çıkıyoruz. Bazılarınızın aklına “yol boyunca ilginç şeyler var mıydı” gibi bir soru gelebilir. Neredeyse bir çöl dokusu üzerinde seyahat ettiğimiz için görüntülemeye değer fazla bir şey olmadığını söylemeliyim. Öte yandan, ülkenin terör korkusunun ne kadar yüksek olduğunu, alınan çok abartılı polisiye tedbirlerden hemen anlıyorsunuz. Hurgada çıkışında tüm turist otobüs ve minibüslerini bekletip kayıt altına alan polis ekipleri, belirli sayıda aracın başına ve sonuna polis araçları ekleyerek konvoylar halinde seyahatlerine izin veriyor. Tüm seyahatimiz boyunca çok sayıda polis kontrol noktasından geçmemiz olayın ciddiyetini anlamamızı sağladı ve neyse ki alınan bu önlemler sayesinde en ufak bir olumsuzluk yaşamadık.

Luksor

3 saati biraz aşan bir sürenin sonunda Luksor’a ulaşıyoruz… Öncelikle Nil nehri kıyısındaki Luksor şehrinin 2,5 km kuzeyindeki Karnak Tapınağı’nı ziyaret ediyoruz. Tapınağın büyüklüğü ve iyi korunmuşluğu karşısında insanın dili tutuluyor. İnşası M.Ö. 21 yüzyıl ile M.S. 1. yüzyıl arasında çok geniş bir zaman dilimine yayılan tapınak için rahatlıkla “orta büyüklükte bir şehir” tanımlaması yapılabilir. Özellikle büyük Hipostil salonunda yer alan 134 devasa sütunun arasında dolaşırken insan kendisini gerçekten küçük hissediyor. Bazı bölümlerin çatıları bile korunmuş durumda olan komplekste çok sayıda heykel ve duvar süslemesi bulunuyor. Heykellerin bazıları hasar görmüş olsa da genel olarak çok iyi durumda olduklarını söylemeliyim. Hattâ kazınmış ya da kabartma olarak yapılmış olan duvar ve sütun süslemelerinin bir bölümü renklerini bile koruyor. Bu durum bizi ayrı bir şaşkınlık seviyesine taşımakla birlikte fotoğraf çekme iştahımızı da bir kat arttırıyor.

001 karnak 010A4107 - Tarihin Derinliklerine Seyahat: Mısır

Karnak Tapınağı

Tapınağı uzaktan ilk kez gördüğümüzde neredeyse tepede olan güneşin yakıcılığı ve konumu için çok hayıflanmıştık. Ancak girinti ve kabartmaları yakından fotoğraflarken bu tarz dokular için belki de en ideal aydınlatmanın bu olduğunu anlayarak halimize şükrediyoruz. Kapalı bir havada ya da sabah ve akşam saatlerinde bu girinti-çıkıntıları bu kadar etkili biçimde görüntüleyemezsiniz; aklınızda olsun… Eğer bizim yaptığımız gibi bir tur programına katılırsanız rehberinizin sizin için belirlediği gezi süresine uymak zorundasınız ama kendi başınıza gezme fırsatınız olursa Karnak’a bir tam gün ayrılabileceğini düşünüyorum; hayal kırıklığına uğramazsınız.

001 karnak 995A6964 - Tarihin Derinliklerine Seyahat: Mısır

Karnak Tapınapı günün hemen her saatinde turist akınına uğruyor.

Nisan sonunda havanın görece daha ılıman olabileceğini düşünebilirsiniz ama ne yazık ki öyle değil: Çok sıcaaak! 4 gün boyunca Nil nehri kıyısındaki tüm duraklarımızda gündüz sıcaklıkları 36 ile 39 derece arasındaydı. Geceleri daha insaflı olan 20’li derecelere düşse de bu coğrafyanın sürekli yaşamak için ne kadar çetin bir yer olduğunu hemen anlıyorsunuz.

002 luksor 010A4276 - Tarihin Derinliklerine Seyahat: Mısır

Luksor Tapınağı

Yaklaşık 3 saat kaldığımız Karnak Tapınağı’ndan hiç istemeyerek ayrılmak zorunda kalıyoruz ve gezimizin sonraki dört gününde bize ev sahipliği yapacak olan nehir gemimize yerleşiyoruz. Gemide geç bir öğle yemeği yiyip 1-2 saat de dinlendikten sonra akşamüstü serinliğinde (33 derece!) Luksor Tapınağı’nı ziyaret ediyoruz. M.Ö. 1350’de firavun III. Amenhotep tarafından yapımına başlanan tapınak zaman içinde çeşitli eklentiler yapılarak büyütülmüş ve sonrasındaki tüm uygarlıklar zamanında da çeşitli şapeller, kiliseler ve camiler eklenmiş. Karnak’a göre çok daha küçük ve eklektik bir yapısı olan Luksor Tapınağı’nın şehrin merkezinde ve halkla iç içe olan konumunu etkileyici buluyorum: Nil nehrinin tam kıyısında ve şehrin tam ortasında; tapınak dediğin böyle olur! Sağında solunda palmiyeleri ve akşam saatlerinde aktifleşen yapay aydınlatma sistemiyle burada da çok keyifli fotoğraflar çekmeyi başarıyoruz. Yine devasa sütunlar, nefis duvar süslemeleri ve az sayıdaki büyük heykeller en çok ilgimizi çeken öğeler…

002 luksor 010A4486 - Tarihin Derinliklerine Seyahat: Mısır

Luksor Tapınağı gece aydınlatması ile çok etkileyici görünüyor.

Hava tamamen karardıktan sonra akşam yemeği için (kıyıya yanaşmış olarak beklemekte olan ve geceyi de bu şekilde geçireceğimiz) gemimize dönerken, o gün gezdiğimiz iki muhteşem tapınağın binlerce yıl önce yapılmış olmalarına karşın çok iyi korunmuş olmalarına bir kez daha hayranlık duyuyorum. Ayrıca, Mısır hükümetinin turizm işini ne kadar ciddi biçimde yürütmekte olduğu da dikkatimi çekiyor ve takdiri hak ettiklerini düşünüyorum. Aynı anda yüzlerce (gün boyunca binlerce) otobüs dolusu turisti bu merkezlerde kazasız belasız dolaştırmak ve sonrasında bu kadar insanı konaklatacak tesislerin yapımını desteklemek, bunları denetlemek az şey değil. Mısır ekonomisinin çok önemli bir kısmının turizm temelli olduğunu düşündüğünüzde işin önemi çok daha iyi anlaşılıyor tabii…

003 krallar vadisi 010A4667 - Tarihin Derinliklerine Seyahat: Mısır

Krallar Vadisi

Krallar Vadisi

Geçirdiğimiz muhteşem günün tatlı yorgunluğuyla derin bir uyku çektikten sonra bir başka muhteşem güne merhaba diyoruz. Bu kez firavunların büyük bir bölümünün mezarlarının bulunduğu Krallar Vadisi’ne gitmek için Nil nehrinin batı yakasına geçiyoruz. 20 dakikalık bir yolculuktan sonra ulaştığımız Krallar Vadisi’nin girişinde gördüğümüz otobüslerin çokluğu, içeride karşılaşacağımız kalabalığın da habercisi… Bu kadar çok turisti bir arada hiç görmediğimden çok eminim ama size aynı anda yaklaşık 30.000 kişinin vadide bulunduğunu söyleyebilirim. Gün boyunca da 200.000 civarında turistin bu merkezi ziyaret ettiğini öğreniyorum. 61 firavunun mezarının bulunduğu vadide, ödediğiniz bilet parası ile yalnızca üç firavunun mezarını gezebiliyorsunuz. Bu kadar çok turisti hızlı bir şekilde alandan uzaklaştırmanın tek yolunun bu olduğunu kabullenerek, önündeki ziyaretçi kuyruğu en kısa olan 7. Ramses’in ve sonrasında da nispeten az ziyaretçisi olduğunu düşündüğüm Merenptah ve 9. Ramses’in mezarlarını ziyaret ediyorum.

003 krallar vadisi 010A4742 - Tarihin Derinliklerine Seyahat: Mısır

Krallar Vadisi – Mezar Odaları

“Kuyruktaki ziyaretçi sayısının az” olması kavramına açıklık getirmek gerekirse, 39 derece sıcaklıkta güneşin bütün yakıcılığı altında her bir kuyrukta 10-15 dakika beklemekten söz ediyorum. Bu süreçte doğal olarak bizim gruptan kopuyorum. Bu mezarlara yerin altına doğru yüksek eğimli uzun koridorlar ile ulaşabiliyorsunuz. Aydınlatma gücü düşük ve renk kayması yüksek olan aydınlatma armatürleri ile aydınlatılan koridorların duvarlarında ve tavanlarındaki muhteşem süslemelerin fotoğraflarını çekmeye çalışırken sabırsız ve saygısız Amerikalı turistlerden çok sayıda dirsek ve omuz darbesi aldığım için çok sinirlensem de hiçbirine karşılık vermiyorum: Tamamen yaptığım işe konsantre oluyorum. Özellikle 9. Ramses’in mezarının tüneli çok uzun (134 metre) ve eğimi çok yüksek. Bu nedenle inmesi ve çıkması en zor olan mezar da o. Ancak kesinlikle bu zorluğa değdiğini söylemeliyim, çünkü içeride çok sayıda oda ve dolayısıyla çok sayıda süsleme var; kesinlikle görülmesi gereken ferah bir mezar…

003 krallar vadisi Tut Ankh Amun FOTO EMRE IKIZLER - Tarihin Derinliklerine Seyahat: Mısır

Fotoğraf: Emre İkizler – Tut Ankh Amun’un mumyası

Tüm bu mezarların içinde hiçbir mumya ve hiçbir eşya olmadığını bilmek sizi şaşırtabilir ama korunabilmiş olan tüm mumyaların Kahire’deki yeni müzede, diğer mezar eşyalarının da eski müzede sergilenmekte olduğunu daha önceden öğrenmiştim. Bu durumun tek istisnası ise mezarı 1922 yılında İngiliz arkeolog Carter tarafından keşfedilen son firavun Tut Ankh Amun’du. O kadar yol gelip de Tut Ankh Amun’un portresini çekmemek olmazdı; bu yüzden, henüz alana girmeden önce sadece Tut Ankh Amun’un mezarını ziyaret etmek için satılan yaklaşık 10 dolarlık bileti almayı akıl ediyorum. Ekstra bir bedel ödendiği için bu mezarın önünde fazla uzun bir kuyruk yok ama diğerlerine göre çok daha küçük bir mezar yapısı olduğu için giriş ve çıkışlarda çok daha fazla sıkışıklık olduğundan toplam bekleme süresi yarım saati buluyor. Ziyaretçi yoğunluğunun Eminönü altgeçidinin iki katı kadar olduğunu söylersem içerideki sıkışıklığın ve ter kokusunun miktarını tahmin edebilirsiniz sanırım. Çok düşük seviyedeki aydınlatma, inanılmaz yüksek sıcaklık, ter kokusu, itiş ve kakış arasında son firavunun hem portresini hem de boy fotoğrafını çekmekle kalmayıp bir de üstüne, mükemmel durumdaki duvar süslemelerinin videosunu çekmeyi başarıyorum. Geri dönüş yolunda çektiğim görüntüleri izleyen tur arkadaşlarım, o ortamda bunları çekebilmiş olmam karşısındaki şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar.

004 Hatsepsut 995A7261 - Tarihin Derinliklerine Seyahat: Mısır

Hatşepsut

Krallar Vadisi’nden ayrıldıktan sonra birkaç km ötede bulunan bir başka büyük tapınak olan Hatşepsut’a gidiyoruz. Daha önce gezmiş olduğumuz tapınaklardan farklı olarak büyük bir tepenin yamacına inşa edilmiş olan tapınak kesinlikle çok iyi durumda ve kesinlikle görülmeye değer bir yapı. On sekizinci hanedan olan ve M.Ö. 1458’de ölen firavun Hatşepsut adına yapılmış olan tapınak, konumu, farklı mimarisi ve derli toplu yapısıyla diğer büyük tapınaklardan farklı görünüyor. Değişmeyen tek şey “kendinizi çok küçük hissetme” duygusu. Yine dev sütunların desteklediği yapının çatısı tamamen korunmuş durumda ve bu yüzden içerdeki tüm süslemeler de çok iyi durumda…

005 Memnon FOTO EMRE IKIZLER - Tarihin Derinliklerine Seyahat: Mısır

Fotoğraf: Emre İkizler – Memnon Heykelleri

Buradan çıktıktan sonra dönüş yolumuz üzerinde bulunan iki dev heykeli görüntülemek için 15 dakikalık bir mola veriyoruz. Söz konusu “oturan firavun heykellerinin” adlarının Memnon Heykelleri olduğunu ve M.Ö. 1350’de firavun III. Amenhotep’i tasvir etmek için yapıldıklarını öğreniyorum. Çok iyi durumda olmayan ve her biri yaklaşık 18 metre yüksekliğinde olan bu dev heykelleri 150 metre kadar uzaktan tele objektifimle görüntülemeyi tercih ediyorum.

Çok yorucu ama bir o kadar da tatmin edici bir günün akşamüstünde gemimize döndükten hemen sonra kaptanımızın demir alması ve sakin Nil sularında güneye doğru ilerlerken güvertede bir şeyler içmenin keyfini tanımlamam biraz zor olacak. Oturduğunuz yerden sağlı sollu geçip giden hurma ağaçlarını, üzerine akbalıkçılların konmuş olduğu ağaçları, tek tük evleri, köyleri ve yemyeşil başka bitkilerin oluşturduğu öbekleri izlemek gerçekten insanın ruhunu tazeleyen bir deneyim. Tabii bu süreçte de boş durmayıp fotoğraf çekmeyi, özellikle nehir üstündeki farklı tasarımlı diğer gemileri, küçük balıkçı teknelerini ve yerel adı “feluka” olan geleneksel Nil nehri yelkenlilerini görüntülemeyi de ihmal etmiyoruz. Bu arada biranın ilk kez 6500 yıl önce Mısır’da yapıldığını ve tüm tarihi boyunca Mısır’ın temel içeceği olduğunu, Avrupa’nın bu içeceği ancak Romalıların Mısır’ı işgalinden sonra (yaklaşık 2000 yıl önce) tanımış olduğunu da şaşkınlıkla öğreniyoruz. Günümüz Mısır’ı her ne kadar Müslüman ve Arap bir ülke olsa da bir şekilde bu kültürün korunup çok değişik lezzetlerde bira çeşitlerinin üretilmekte olduğunu görüp deneyimliyoruz.

Nehir gemileri ayrıntılarda farklılıklar gösterseler de genel olarak benzer tasarımlara sahipler ve 3 katlı yükseklikleri ve ince uzun boyutlarıyla dikkat çekiyorlar. Her sabah bavulları toplamak zorunda olmamak ve çok geniş panoramik camları sayesinde dışarısını çok rahat izleyebilmek gibi avantajları yüzünden Nil nehrindeki bu gemilere bayılıyorum. Nil nehrinin sakin akan sularında son derece konforlu bir ulaşım şekli olduğunu belirtmeliyim. Çok çeşit barındıran yemekleri de gemide yemenin sağlığımızı tehlikeye atmadan beslenmek için çok uygun olduğunu düşünüyorum.

Edfu

Ertesi sabah gözümüzü açtığımızda kendimizi Edfu şehrinde buluyoruz. Tek atlı faytonlara dörder kişi binerek yaklaşık on beş dakika süren çok keyifli ve bir o kadar da maceralı bir yolculukla ünlü Edfu Tapınağı’na varıyoruz. Çok genç ve bıçkın fayton sürücümüzün yolculuğun son dakikalarında faytondan atlayarak önceden husumeti olduğu anlaşılan bir başka fayton sürücüsüyle kavgaya tutuşması sonucunda başıboş kalan atımızı yaşlı bir fayton sürücüsünün sakinleştirmesiyle durabiliyoruz ve sağ salim yere inebiliyoruz. İnince toprağı öpmememin önündeki tek engel yerlerin çamur ve at pisliğiyle kaplı olmasıydı. Bu tür bir macerayı her turist için garanti edemesem de günümüz Mısır’ında başınıza her türlü garip şeyin gelme olasılığı bulunduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

006 edfu 010A5303 - Tarihin Derinliklerine Seyahat: Mısır

Edfu Tapınağı

Bir başka çok iyi korunmuş yapı olan Edfu Tapınağı’nın çevresi zaman içinde kale duvarlarıyla çevrilmiş. Bu durumun tapınağa ve çevresindeki diğer yapılara fazladan bir koruma sağladığı tartışılamaz ve iyi ki de öyle olmuş… 36 metre yüksekliğindeki dev giriş kapısının ardında görkemli bir şekilde yükselen tapınağın M.Ö. 57 yılında tamamlanmış olduğunu öğreniyorum. Karnak Tapınağı’ndan sonra en büyük ikinci tapınak olduğunu gözlemlediğim yapının en iyi durumdaki antik yapı olduğunu söylemeliyim. Kesinlikle sabah ışığında fotoğraflanması gereken yapının içindeki muhteşem kabartma ve süslemeleri görüntülemeniz bir tam gününüzü alabilir. Ama bizim böyle bir zamanımız olmadığı için yaklaşık iki saat sonra geri dönüş için yine fayton parkında buluşuyoruz. Yine aynı faytona binerken bıçkın sürücüye hâlâ hayatta olmasına sevindiğimizi söyleyerek gülüşüyoruz. Sonrasında İngilizce şarkılar ve Arapça ilahiler eşliğinde gemimize dönüyoruz.

007 Kom Ombo 010A5355 - Tarihin Derinliklerine Seyahat: Mısır

Kom Ombo Tapınağı

Kom Ombo Tapınağı

Öğle vakti demir alan gemimiz güneye doğru ilerleyişini sürdürüyor ve akşamüstü Kom Ombo Tapınağı’nın önünde kıyıya yanaşıyor. Resmen tapınağın önüne park ediyor olmamızın şımarıklığıyla grubumuz rahat ve dağınık bir ruh haline bürünüyor. Nil nehrine çok yakın olarak inşa edilmiş olan tapınağın M.Ö. 2. yüzyılda tamamlandığını ve yalnızca bir tapınak değil aynı zamanda bir hastane olarak da işlev gördüğünü öğreniyorum. Duvar resimlerinin bir bölümünde ampute kollu ve ampute bacaklı insan figürleriyle karşılaşınca mekânın bir sağlık merkezi olduğunu daha iyi anlıyorum. Zaman içinde Nil nehrindeki taşkınlar ve yapının bazı taşlarının başka dini yapılar için sökülmesi sonucu biraz hırpalanmış olan Kom Ombo Tapınağı’nın hemen yanı başındaki müzeyi de geziyoruz; 4 yıl önce keşfedilen timsah mumyalarıyla karşılaşarak şaşırıyor ve ilgiyle izliyoruz.

Asuan

Hava kararmadan yeniden gemimize binerek güneye doğru ilerleyişimizi sürdürüyoruz ve sabaha karşı Asuan şehrine varıyoruz. 200.000 kişiyi aşan bir nüfusa sahip olan şehir, biraz daha güneyine inşa edilmiş olan devasa Asuan Barajı’na da ismini veriyor. Mısır’ın elektrik ihtiyacının büyük bir kısmı bu barajdan karşılanıyor ve burada tutulan su tarımda da kullanılıyor.

008 Ebu Simbel 010A6060 - Tarihin Derinliklerine Seyahat: Mısır

Ebu Simbel Tapınakları

Ebu Simbel Tapınakları

Sabahın kör karanlığında uyanarak otobüslerimize biniyoruz ve Asuan Barajı’nın üzerinden geçerek güneybatıya doğru yaklaşık 3,5 saatlik bir yolculukla Ebu Simbel Tapınaklarına (Abu Simbel) varıyoruz. En uzun süre hükümdarlık yapmış olan II. Ramses’in gücünü simgelemek adına kendisi ve eşi Nefertari için yaptırmış olduğu iki tapınak da M.Ö. 13. yüzyıldan kalma. 1960-1970 yılları arasında yapılan Asuan Barajı’nın suları altında kalmaması için 1964-1968 tarihlerde bir UNESCO projesi olarak çok uluslu bir ekip tarafından taşları tek tek kesilerek bulunduğu yerden 198 metre kuzeybatıya ve 64 metre daha yukarıya taşınmışlar. Daha büyük olan II. Ramses Tapınağı’nın girişinde 4 dev Ramses heykeli bulunurken Nefertari Tapınağı’nın girişinde 6 dev heykel bulunuyor. Her iki tapınağın da içerisinde sağlı sollu ikişer dizi büyük heykel yer alıyor. Elinizde olmadan her iki tapınağa da iki kez saygı duyuyorsunuz: Biri ilk kez inşa edenler için, ikincisi de bu eserleri kırıp dökmeden taşıyanlar için… Duvarlardaki ve tavanlardaki muhteşem işlemeleri görüntüleyebilmenin keyfiyle kan-ter içinde Nasr gölü kıyısında bir ağacın gölgesine sığınıyorum. Dönüş yolunda, eksik kalan uykumu tamamlamaya çalışıyorum ama pek de başarılı olamıyorum.

008 Ebu Simbel 995A8282 - Tarihin Derinliklerine Seyahat: Mısır

Ebu Simbel

Bitmemiş Dikilitaş…

Asuan’a öğle sıcağında geri geliyoruz ve gemiye binmeden önce şehrin merkezindeki tepelik bir alanda bulunan “Bitmemiş Dikilitaş” adlı ören yerini ziyaret ediyoruz. İçlerinde İstanbul’un da yer aldığı birkaç şehir merkezinde yer alan dikilitaşların tümünün bu taş ocağından çıkma olduğunu öğrenip şaşırıyorum. Sağda solda çeşitli oyukları fark edip bu boşlukların yatay olarak kesilip çıkarılmış dikilitaşların formlarına uygun olduğunu anlıyorsunuz. Üst kotlardan birinde ise siparişi firavun Hatşepsut tarafından Karnak Tapınağına yerleştirilmek üzere M.Ö. 1450’lerde verilmiş olan ve büyük ölçüde tamamlanmışken çatlayarak kullanılamaz hale gelmiş olan bitmemiş dikilitaşı görüyorsunuz. 41,75 metre uzunluğunda ve yaklaşık 1100 ton ağırlığındaki kütlenin bu kadar uğraşıldıktan sonra yarım kalmış olmasına şaşırıyoruz ve biraz da hüzün kaplıyor içimizi.

bitmemis dikilitas - Tarihin Derinliklerine Seyahat: Mısır

Bitmemiş Dikilitaş

Enerjisi fazla olan arkadaşlarımız civar köylere ve Nil üzerindeki adalara giderken ben uykuya yenik düşüyorum; Ömer de birbirine paralel olarak yanaşmış gemilerin her birinin üst güvertelerine çıkarak nehir üzerindeki felukaları farklı açılardan görüntülüyor. Gemideki son akşam yemeğimiz için buluştuğumuzda herkes birbirine deneyimlerini aktarıyor ve ben uykuyu seçtiğim için kendime kızıyorum. Uzun soluklu seyahatlerde böyle molalar vermenin vücut için iyi bir şey olduğunu düşünerek kendimi avutmaya çalışıyorum; ama nafile… Kaçan balık büyük oluyor.

Ertesi sabah, son dört gündür evimiz haline gelmiş olan gemimizi terk ederek Asuan Havaalanı’na giderek tarifeli bir iç hat seferiyle Kahire’ye uçuyoruz. Yaklaşık 1 saatlik uçuş sırasında ve indiğimiz Kahire havalimanında klimalardan kaynaklanan şiddetli bir soğukla karşılaşıyoruz. Son günlerimizi neredeyse 40 dereceye varan sıcaklıklar altında geçirdiğimiz için üzerine hiçbir şey almayan gafillerden biri olarak resmen titriyorum. Ertesi gün şiddetli burun akıntısıyla başlayan gribal enfeksiyonu bu olaya bağlıyorum.

009 010A6258 - Tarihin Derinliklerine Seyahat: Mısır

Eski Kahire ve uzaktan görülen Giza Piramitleri

Kahire

24 milyonluk nüfusuyla dünyanın en büyük şehirlerinden biri olan Kahire gerçekten görülmesi ve bir süre yaşanması gereken şehirlerin başında geliyor. Tamamen kaotik bir düzene sahip olan trafikte olmayacak hareketler görüp “şimdi çarptık” diyerek gözünüzü kapatıyorsunuz ve sonra nasıl olup ta çarpışmadığımıza hayret ediyorsunuz. Bazen çok hızlı bazen çok yavaş akan trafik bazen de tamamen kilitleniyor ve dakikalarca olduğunuz yerde beklemek zorunda kalıyorsunuz: İstanbul trafiğinden çok daha kötü…

009 Kavalali Mehmet Ali Pasa Cami 010A6178 - Tarihin Derinliklerine Seyahat: Mısır

Kavalalı Mehmet Ali Paşa Cami

Kahire’deki ilk ziyaretimizi kale içindeki Kavalalı Mehmet Ali Paşa Cami’ne yapıyoruz. 1830-1848 yılları arasında yapılmış olan bu büyük cami, dışarıdan pek etkileyici görünmese de konumu, iç aydınlatması ve süslemeleriyle harikulade bir eser… Bu tür yapıların iç mekanları için çok uygun olduğunu düşündüğüm en geniş açılı objektifimle fotoğraf çekmeye dalıyorum ve grubu kaybediyorum. Sonrasında yüksek bir noktadan şehir panoraması çekerken grubun da farklı bir noktada benzer şeyi yaptığını görüp onlara yetişiyorum. Caminin inşa edildiği mevki, dümdüz bir şehir olan Kahire’nin ortasında dev bir sivilceyi andıran yüz küsur metrelik bir tepe… Bu noktadan tüm şehri görebiliyorsunuz; ertesi sabah gideceğimiz piramitleri bile…

010 NMEC 010A6314 - Tarihin Derinliklerine Seyahat: Mısır

NMEC – Ulusal Mısır Uygarlığı Müzesi

Daha sonra, 2021 yılında açılan ve kısa adı NMEC olan Ulusal Mısır Uygarlığı Müzesi’ni ziyaret ediyoruz. Çok geniş ve yeşil bir alanın ortasına konumlandırılmış olan bu modern yapı çok güzel görünüyor ve mutlaka ziyaret edilmesi gereken müzeler listesinde en başta geliyor. Çok büyük bir yapı değil ama çağdaş bir mantıkla düzenlenmiş; bulunan her şeyi tıkıştırmak yerine 6500 yıllık Mısır tarihinin her döneminden dikkate değer birkaç eser iyi bir düzenlemeyle bir araya getirilmiş. Gezerken yorulmuyorsunuz ve keyif alıyorsunuz. Alt katta ise yağmacıların elinden kurtarılmış olan tüm firavun mumyaları yer alıyor. Fotoğraf çekmenin yasak olduğu bu bölümü gezerken “iyi ki Tut Ankh Amun’un mumyasını çekmişim” diye düşünüyorum. Müzenin çıkış bölümünde ise nezih bir ortamda hediyelik eşyalar alabiliyorsunuz. Daha önce ziyaret ettiğimiz her tapınak ya da müzenin çıkışlarında da bu tür satış yerleri var ama orada her şey kavga-dövüş ve pazarlık mücadelesiyle geçerken burada büyük bir sessizlik içinde, üzerinde fiyat etiketi bulunan eserleri sorunsuzca satın alabiliyorsunuz.

Akşamüstü, Kahire’nin belki de en güzel bölgesi olan “eski şehir” bölgesine gidiyoruz. Burasını İstanbul’un Sultanhamam ya da Tahtakale semtlerine benzetebilirsiniz. Araç trafiğinde yaşanan karmaşanın insan trafiğinde yaşanan halini hayal etmeniz yeterli; inanılmaz bir insan kalabalığının içine dalıyoruz. Bir fotoğrafçı için cennetten farksız: Her yer ve her şey fotoğraf… Karmaşa yüzünden ilk başta biraz zorlanıyoruz ama kısa sürede bu kaotik düzenin ritmine alışıyoruz ve gezinin en güzel portrelerini burada çekiyoruz. Rengarenk arka planlar önünde yerel giysili halktan farklı karakterleri çekerken bir o kadarını da çekemediğimiz için hayıflanıyoruz. Güneş etkisini iyice kaybettiğinde tarihi cami ve kiliselerle dolu meydanda park etmiş olan otobüsümüzü bulup otelimize gidiyoruz.

Gize Piramitleri

Ertesi sabah büyük gün… Neden mi? Çünkü antik dünyanın 7 harikasından biri olan Keops Piramidini görmek üzere Gize’ye gidiyoruz… Üç büyük piramidi önceki gün çok uzaktan görmüş ve tele objektifim ile fotoğraflarını çekmiştim ama bu muazzam yapıları yakından görmek gerçekten başka bir şeymiş… Şehrin kenar mahallelerinin piramitlerin dibine kadar sokulmuş olmasına sinirleniyorum ama yapacak bir şey yok. Otobüsten inip Ömer’le birlikte Keops Piramidinin çevresinde bir tur atmamız yaklaşık 30 dakikamızı alıyor. Firavun Khufu adına yapılan anıt mezarın taban kenarı 230 metre ve günümüzde biraz aşınmış olan yüksekliği ise 139 metre: Dünyada hiçbir şey aynı kalmıyor… Pamuk gibi bulutların gökyüzünde dans etmeleri, zaman zaman da güneşle aramıza girerek bizimle oyun oynamaları bazı değerli dakikaları kaybetmemize yol açsa da bomboş bir gökyüzünden çok daha etkili fotoğraflar çekmemizi sağlıyor. Yaklaşık 4500 yaşında olan Keops Piramidi yapılırken bu coğrafyada hiç devenin olmadığını ve develerin yaklaşık 1000 yıl önce Arapların bölgeye yerleşmesiyle geldiğini öğreniyorum. Şu anda çok sayıda deve binlerce turisti sırtlarında taşıyarak önemli bir işlev üstlenmiş durumdalar…

011 giza 010A6607 - Tarihin Derinliklerine Seyahat: Mısır

Gize Piramitleri

İkinci büyük piramit Kefren ise daha dik bir yapı ve taban kenarı 215 metre iken yüksekliği 136,4 metreye ulaşıyor. Zemin olarak da daha yüksek bir kota oturduğu için daha büyük görünüyor. Diğer ikisinden daha küçük olan Menkaure (Mikerinos) ise 65,5 metre yüksekliğinde… Menkaure Piramidinin hemen yakınında ise daha küçük boyutlarda üç piramit daha yer alıyor. Piramitlerin arasından salına salına geçen deve kervanlarını da kadrajlarımıza alarak çok sayıda fotoğraf çekiyoruz. Sonrasında otobüsümüze yetişmek için koşturuyoruz ve bunu başardıktan sonra hep birlikte 1,5 km ötedeki ünlü efsanevi yaratık Büyük Gize Sfenks’ine gidiyoruz. Aslan gövdeli insan başlı 73 metre uzunluğundaki bu müthiş heykeli kadrajımıza sığdırmakta çok zorlanıyoruz ve hain bulutlar da sürekli dalga geçiyorlar biz fotoğrafçılarla. Farklı açılar, uzaklıklar ve yükseklikler deneyerek en sonunda ilginç birkaç kare çekmeyi başarıyoruz.

İşimizi bitirip otobüsümüze bindiğimizde, inanılmaz bir yorgunluğun akmakta olduğu yüzümüze önleyemediğimiz geniş bir gülümseme eşlik ediyor; bir de “artık ölsem de gam yemem” duygusu… Buradan da eski Mısır Müzesi’ne gidiyoruz ve Kahire’deki son saatlerimizi müze kapanana kadar antik Mısır’ın değişik bölgelerinden gelen olağanüstü eserleri izleyerek geçiriyoruz. Neyse ki müzenin sıcaklığı ideal derecede… Matruşkalar gibi içi içe geçmiş firavun tabutları ve üstlerindeki inanılmaz işlemeler ilgimizi çekiyor. Ve de tabii altından yapılmış firavun maskeleri…

İskenderiye…

Kahire’de geçirdiğimiz baş döndürücü iki günün ardından son günümüzde otobüsle Akdeniz kıyısındaki İskenderiye’ye geçiyoruz. 1,5 saatlik yolculuğumuz görsel olarak çok sayıda öğeyle dolu. Nil deltasının verimli topraklarında tarım, sanayi ve konut çeşitlerinin ilginç örneklerini izleyerek İskenderiye’ye varıyoruz. Şehrin deniz kenarındaki konumu ve sahil yolunun hemen yanında yükselen bina dizilerini Casablanca ve biraz da Selanik’e benzetiyorum. Denizin rengi müthiş ama dalgaların boyu çok yüksek. Bu yüzden hiç kimsenin denize giremediği bir sahil şehri olarak aklımda kalıyor İskenderiye. Minik bir şehir turu atıyoruz ve bitişik nizam rengarenk eski apartmanların süslü detaylarına hayran kalıyorum. Şehrin mimari dokusuyla büyük kontrast oluşturan yeni kütüphane binasını da yadırgıyorum ama görüntülemeye değer buluyorum.

Sonrasında havaalanına gidiyoruz. Mısır’ın en modern şehri olduğunu düşündüğümüz İskenderiye’nin havaalanı girişindeki karmaşa ve gereğinden uzun süren kontrollere rağmen çok güzel bir gezi yapmış olmanın huzuruyla 1,5 saate varan rötarı da sineye çekiyoruz. Uçağımız muhteşem bulutların üzerinde yükselirken seyahatler konusunda tutucu davranmanın ne kadar gereksiz olduğunu düşünüyorum. Harika bir ülkeye gitmek için ille de fotoğrafçı bir grupla birlikte hareket etmemiz gerekmediğini daha iyi anlıyorum. Fotoğrafçı olmasalar da güzel insanlarla tanışmanın, olaylara farklı bakan insanlarla farklı deneyimler yaşamanın ve unutulmaz anıları biriktirmenin keyfiyle güzel ülkemize geri dönüyoruz.

YORUMLAR

WORDPRESS: 0